Şeyhmus Çakırtaş yazdı…

Tahir Elçi avukatlığa başladığı yıl kendisini bir insan hakları ihlali denizinde buldu. Çocukluk yıllarının kenti Cizre faili meçhul cinayetlerin, köy yakma ve cezasızlığın merkezi haline gelmişti. Çevresinde yaşanılanlara kayıtsız kalamadı, avukatlığa adımını bu dosyaları yani İnsan Hakları Hukukunu inceleyerek, takip ederek başladı ve hayatı boyunca aynı tempoyla devam etti. Onlarca Faili Meçhul dosyayı  mağdurlar adına mahkemeye taşıdı, iç hukuk yolu tükendiğinde adalet arayışını AHİM ‘de sürdürdü.

Sonrası iç karartıcı bir hikaye… İnsanın içini acıtan ve yaralayan bir yaşanmışlık demek daha doğru olur sanırım.

Öldürüldüğünde 49 yaşında, evli, iki çocuk babasıydı Tahir Elçi. Saçları kırlaşmış, yüzündeki hayat çizgileri belirginleşmişti. Uzun ve meşakkatli bir yolun yolcusu olarak Diyarbakır Baro Başkanı görevini yürütüyordu.

Öldürüldüğü gün bile, yaşadığı kentin en kadim bölgesinde yaşanan çatışmaların son bulması için, kentin simgesi haline gelen Dört Ayaklı Minare’nin önünde basın açıklaması yapmak üzere evinden çıktı. Ofisine uğradı, günlük programını kontrol etti ve birkaç meslektaşı ile birlikte elinde çantası ile basın açıklaması yapacağı yere geldi. Çok kalabalık bir grup yoktu etrafında. Birkaç STK temsilcisi ve çok sayıda basın mensubu hazır bulunuyordu. Keza çevrede açıklamayı takip eden polisler de yerlerini almışlardı.

Yani her şey Diyarbakır atmosferine uygundu. Gergin ama olağan kabul edilen bir atmosfer…

Basın açıklamasından önce kurşunlara hedef olan Dört Ayaklı Minare’nin tarihi taşlarına dokundu, parmaklarını kurşun yerlerinde tek tek gezdirdi. Belki gözleri doldu, belki içerlendi. Hiç bir şey söylemeden basın açıklamasını minarenin taş bloklarının önünde yapmak üzere basın mensuplarına döndü. Yaşanan çatışmaların kenti tahrip ettiğini; insana, tarihe çok büyük  zarar verdiğini belirterek çatışmaların son bulması gerektiğini ifade etti.

Ne olduysa, konuşmasını bitirmesinden bir iki dakika sonra oldu. Basın açıklaması yaptığı sokağın ana cadde olan Gaziler Caddesi’ne açılan yönünde bir hareketlilik görüldü ve silah sesleri gelmeye başladı. Önce Surda yaşanan çatışmalara yordu, daha ne oluyor deme fırsatı bulamadan ortalık savaş alanına döndü bir anda. Patlayan silahlar, karşılıklı sıkılan kurşunlar ve bu ateş çemberinde Dört Ayaklı Minare’ye doğru hızlıca koşan iki kişi belirdi.

Sonrası Tahir Elçi’nin hayat saatinin durduğu an…  Nereden, nasıl geldiği anlaşılmayan  bir kurşunla, çok sevdiği Dört Ayaklı Minare’nin taş blokların önünde buldu kendisini. Öylece uzandı sanki… Yüz üstü yatar vaziyette. Yarası ağırdı, elveda zamanıydı…

Ve, sustu Tahir Elçi… Bir daha konuşmamak üzere sustu. Tarih 28 Kasım 2015. Saat 11.00 suları.

O, derin uykusuna daldığında çatışmalar devam etti, bütün şiddetiyle. Basın mensuplarından bazıları yerde yatanın Tahir Elçi olduğunu söylediler. Çatışmaların son bulmasına dair çağrısı bedeninde kör bir kurşun olarak patlamıştı. Güpegündüz, kameralar açıktı, her şey açık seçik görülüyordu.  “Gabriel Garcia m-Marquez Kırmızı Pazartesi romanında”* olduğu gibi her şey alenen işlenen bir cinayeti anımsatıyordu.

Tahir Elçi’nin ölüm haberi kısa sürede kente yayıldı, basına düştü, ajanslar an be an haberi abonelerine ulaştırdı. Bir anda dikkatler Diyarbakır’a döndü. Herkes şaşkındı, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi onlarca insanın gözleri önünde öldürülmüştü.

Tahir Elçi’yi kör bir kurşun mu, yoksa organizeli bir el mi öldürmüştü? Herkesin kafasındaki soru buydu.

Her şey bir anda olup bitmişti. Elçi, Sur’da yaşanan çatışmaların son bulmasını istediği açıklamasından sadece bir kaç dakika sonra basın açıklaması yaptığı yerde,yaşanan karmaşa ortamında başından tek kurşunla vurularak öldürülmüştü.

O günü hatırlayanlar bilir. Olaydan hem sonra bir çok TV kanalı, basın kuruluşu, gazeteler haberi sürmanşetten yayınladılar. Bir iki siyasi parti hariç bütün siyasi parti temsilcileri açıklama üzerine açıklama yaparak olaya tepki gösterdiler. Kendi düşünce ve anlayışlarına göre katilleri ilan ederek meseleyi gündemde tuttular.. Kimi kesimler olayı hemen o gün PKK’ye yüklerken, kimisi de 90’lı yılları hatırlatarak olayı devletin içinde yuvalanan bazı güç odakları tarafından organizeli bir şekilde yapıldığını  ifade etti. Her oluşum, her kalem kendi düşünce dünyasının bir gereği olarak cinayeti yorumladı, arkasındaki kalın ve karanlık perdeye kendince araladı. Ama bir gerçek vardı ki, Sur’daki çatışmalar Elçi Cinayetini perdeliyor, araştırma yapmayı ciddi şekilde öteliyordu.

Tahir Elçi’nin ölümü iki görüş etrafında gündem olmaya devam etti o gün. Elçi’nin cenazesi ise gergin ve çatışmalı bir ortamda kent sakinlerinin büyük katılımı ile toprağa verildi. Cenazede herhangi bir olay yaşanmadı ama ara sokaklar hareketliydi. Zaman zaman silah sesleri Diyarbakır sokaklarında yankılanıyor, sessizliği bozuyordu. Cenazeden sonra herkes evine çekildi, sokaklar tenhalaştı, ıssızlık hakimiyeti altındaki Diyarbakır barışsız günlere doğru yol aldı.

Her kalabalık cenaze töreni tarihe bir dipnot bırakır, topluma bir şeyler anlatır ve olacakları işaret eder. Bu törenler bir nevi toplumsal acının, yekun sancıların ifadesidir. Sarsıcı ve yıkıcıdır, zamanı bile temelden sarsar ve insanı yaralar. Susulduğunda bile çığlıklar yükselir, acının dili lal olsa da, sancısı ölümün gölgesidir.

Tahir Elçi’nin cenaze töreni de bu zamanlardan birisi oldu. Çok şey anlattı ve tarihe notlar bıraktı… Şiddet sarmalının toplumu sürüklediği çıkmazı ve çatışmasızlık özleminin ne kadar yakıcı bir hal aldığını gözler önüne serdi. Her kesimden cenazeye katılanlar oldu, tepkiler çığ gibi yayıldı, olay bütün dünyada yankı buldu. Hükümet katillerin mutlaka bulunacağını ilan ederek, terörle mücadele kararlığını vurguladı, başka bir şey söylemedi.

Terör ve Elçi.

İki zıt kavram. Tahir Elçi’yi ölüme götüren yolun döşeme taşları alsında.  Önce terörist, sonra teröristler tarafından vurulan kişi olarak lanse edildi.

O gün her şey öylesine sarsıcı oldu ki; çığlık lal, zaman suskun, göz kör oldu… O gün bütün sokaklar tutuldu, yaşamla ölüm arasındaki ince çizgide ölüm ağır bastı. Diyarbakır sokakları mahşeri kalabalıklara alışkın olsa da, matem havası kentin geneline yayıldı, sokak aralarından ise çatışma sesleri yükseldi, tedirginlik ve kaygı arttı… Kasım ayının sert ikliminde, ağaç dallarında kalan son yapraklar da dökülürken, Tahir Elçi’nin çatışmasızlığa dair sözleri sokak sokak ölüm haberiyle yankılandı.

Diyarbakır o gün sessizliğe gömüldü ve Elçi’ye adandı kırılgan zaman…Tahir Elçi’nin kum saati dursa da, zaman zalimane vuruşuna devam etti.

Uzun süren sorusturma sonucu dava iddianamesi tamamlandı ve yargılama başladı. İlk Duruşma 21 Ekim 2020 tarinde Diyarbakır 10.Ağır ceza mahkemesinde görüldü.”Olay yeri incelemesi Tahir Elçi cinayetinden 4 ay sonra, 17 Mart 2016’da yapıldı. Daha önce tespit edilen 83 delilden ancak 43’ü toplandı. Diyarbakır Barosu’nun, gazetecilerin çektiği olay yerine ait görüntüleri gönderdiği Londra Üniversitesi Adli Mimarlık Bölümü (Forensic Architecture) ropor hazırlandı.İç İşleri Bakanlığı olayı soruşturmak üzere müfetiş görevlendirdi.Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmayı Tahir Elçi cinayetinden 4 buçuk yıl sonra 20 Mart 2020 tarihinde tamamladı. İddianamede, çatışmanın yaşandığı sokakta bulunan polis memurları S.T, M.S ve F.T’a ve davanın firari sanığı PKK üyesi U.Y’nin adları yer alıyor. Polisler hakkında farklı, firari sakın hakkında ayri iddialar var.  Davanın diğer şüphelisi M.G Sur ilçesindeki çatışmada hayatını kaybettiği anlaşıldığı için hakkındaki dava düşürülmüş olduğu anlaşıldı.”**

Dava yıl içinde iki açık duruşma ile görüşüldü ve yeni duruşma 16 Ocak 2022 tarihine ertelendi.

Davanın seyri nasıl olur, nereye gider elbette şimdi tahmin etmek güç. Eldeki veriler, yeni deliller ve raporlar mahkemenin seyrini belirleyecek gibi görünüyor.

Yargılama devam ettiği için bekleyip, göreceğiz. Şimdilik katil belli değil, kurşun kör ve sahipsiz…

Tahir Elçi’yi doğrusu hiç yakından tanımadım, bir ilişkim olmadı…Herkes gibi kendisini kamuoyundan tanıdım. Hakkında linç kampanyaları sürerken ya da haber arasında verdiği demeçleri okurken tanıdım. Ömrünü insan hakları hukukunun egemen hale gelmesi için tüketen ve canıyla bedelini ödeyen Tahir Elçi öldürüldükten sonra önce arkadaşları, sonra da ailesi anısını yaşatmak için biri yurt dışında, biri de merkezi Diyarbakır’da olmak üzere iki ayrı vakıf kurdular.

Tahir Elçi İnsan Hakları Vakfı’nın başkanlığını eşinin ölümünden sonra hukuku bitiren yeni avukat Türkan Elçi yürütüyor. Vakfın amacı arasında  İnsan Hakları Hukuku kapsamında çalışmalar yürütmek ve bu alanda projeler hazırlamak…

Vakfın Sitesinde Tahir Elçi’nin kim olduğuna dair özgeçmişinde özetle şunlar yazılı:

“Tahir Elçi, 1966 yılında Şırnak’ın Cizre ilçesinde dünyaya geldi, ilk ve orta öğrenimini Cizre’de tamamladı. 1991 yılında Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1992-1993 yıllarında Mardin Bölge Barosu’na bağlı olarak Cizre’de, 1993-2015 yılları arasında da Diyarbakır Barosu’na bağlı serbest avukatlık yaptı. Elçi, mesleki faaliyetlerine daha çok Ceza ve İnsan Hakları Hukuku alanında yoğunlaştı. Kamuoyunun dikkatini çeken birçok davada mağdurları yurt içindeki mahkemeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde temsil etti. Almanya’da bulunan Avrupa Hukuku Akademisi’nde (ERA) uluslararası ceza hukuku ve ceza yargılaması eğitimi gördü, birçok ulusal ve uluslararası toplantı ve konferansa konuşmacı olarak katıldı ve bu toplantı ve konferanslarda tebliğler sundu. 1998 yılından itibaren birçok baroda ve hak temelli faaliyet yürüten kurumda staj ve meslek içi eğitmenliği yaptı,  Ceza ve İnsan Hakları hukuku alanında seminerler verdi, akademik, sosyal ve bilimsel araştırmalar yaptı.

1998 ile 2006 yılları arasında Diyarbakır Barosunun Başkan Yardımcılığı ve Genel Sekreterlik dahil çeşitli kademelerde yöneticilik yaptı. Yine Türkiye Barolar Birliği (TBB) İnsan Hakları Merkezi Bilim Danışma Kurulu üyeliği yapan Elçi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) kurucular kurulu üyesi, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi yöneticiliği ve birçok sivil toplum örgütünün kuruluşu  çalışmalarında yer aldı.Türkçe’nin yanı sıra anadili Kürtçe’yi ve iyi derecede İngilizce bilmekteydi. 2012 yılında Diyarbakır Barosu Başkanı seçildi. 2014 yılında ikinci kez seçildiği Diyarbakır Barosu Başkanlığı görevini öldürüldüğü 2015 yılının Kasım ayına kadar yürüttü. Mesleki faaliyetlerini sürdürürken Türkiye’deki ve komşu ülkelerdeki Kürt sorununun barışçıl yollarla çözümü için mücadele etti ve bu bağlamda çalışmalar da yürüttü.”***

 

Kaynakça:

*TürkanElçi

/https://t24.com.tr/yazarlar/turkan-elci/kirmizi-cumartesi,33204

**Basın/twiter/ajanslar

***Tahir Elçi İnsan Hakları Vakfı

 

Önceki makale“Bêje çiyayê reş, ceylanı nasıl yem ettin kurda”
Sonraki makaleKartopu, Güneş ve Para…
LÜTFEN OKUYUN. 3.göz bir kolektif dayanışma platformudur. Patronu olmayan, ticari bir kaygı gütmeyen ve düşünsel içeriklere yer veren bir sitedir. Alıntılarda isim ve adres belirtir ve sitenin özgün içeriklerini kullananlardan da aynı duyarlılığı bekler. Edebi bir dil ve objektif bir yaklaşım ve özgün bir düşünceyi esas alır. Sıra dışı olmayı hedefler. İçeriklerden her yazar kendisi sorumludur. Site basın yayın etik kurallarına, insan hak ve özgürlüklerini belirleyen sözleşmelere uyar, uymayı temel alır. Şeyhmus Çakırtaş Genel Yayın Yönetmeni Twiter : @seyhmuscakirtas