Memed Uzun’un ardından…

“Ben ruhu zedelenmiş, sesi kısılmış, kendisini ifade etmekte güçlük çeken insanların yazarıyım.” diyordu bir röportajında.30 yılı doğduğu topraklardan uzakta, sürgünde geçen ve elli dört yıla sığan kısa bir ömür. Dopdolu , doğduğu yerden uzak, doğduğu yerin sesine yakın bir hayat.

Hep uzun yolculukların insanı oldu Memed Uzun. Sisler içerisinde, uçurumlardan seslendi. Uzak ve yabancısı olduğu coğrafyalara gitmek zorunda kaldı. Köklerinden, kültüründen, dilinden mahrum kalmasına rağmen içindeki seslerle yaşadı. Kah dengbej oldu, kah sınırlarda yürüyen bir kaçak. En çok da içindeki sese tav oldu, tav oldukça içindeki ses de büyüdü, romanlara dönüştü.

Mehmed Uzun kimliğindeki bilgilere göre 1 Ocak 1953 yılında Siverek’te, toprak damlı bir evde dünyaya geldi. Bir yanı Kurmanç, bir yanı Zazaydı.  Kalabalık akraba çevresi, aşiretsel ilişkiler ve dedesinden aktarılan müthiş bir Kürdi sözcük dağarcığı.

Güçlü bir bağ vardı, dedesiyle arasında. Sözcüklere, stran ve masallara dayanan bir bağ. Dedesi gelince bir başka olurdu Mehmed, içi aydınlanır, sevinçten gözleri parlardı.

Dedesi de uzun paltosunun cebinden çıkardığı şekerleri Mehmed’ e verir, onunla konuşur; sırlarını, yaşanmışlıklarını paylaşırdı. Mem u Zin,Siyabend û Hecê ve başka Kürdi hikayeleri anlatırdı, Mehmed’te bir yetişkin gibi dinler, adeta zihnine kaydederdi.

Sonra  annesinden, anneannesinden, dedesinden, babasından, evlerine gelen dengbejlerden dinlerdi hikayeleri. Kalabalık bir aşiret ortamında büyüyor, toplumsal yapılarını sözlü anlatımlarla öğreniyordu. Evlerinde hem Kurmanci, hem de Zazaki konuşuluyordu.

Anlatılan bütün hikayeler, yaşanmışlıklar sözle hayatına girer, dağarcığına bir bir yerleşir, sonra zihninin derinliklerinde kaybolurdu. Yaşadığı coğrafyada her şey sözle başlar, sözle biterdi.Sözün ustaları dengbej denilen, halk ozanlarıydı.Dengbejlerin sesinden olaylar, aşklar, savaşlar, kahramanlıklar anlatılır, kuşaktan kuşağa aktarılırdı.Bu nedenle Mehmed çocuk yaşta olmasına rağmen, sözlü kültürün birinci yasası olan “ezber” aşamasını başarıyla geçiyordu, farkında olmadan.

Okul yaşına kadar her şey kendi doğal ortamında Kürdili hicazkar makamında gelişti. Yedi yaşına geldiğinde devletin mektebine yazıldı ve hayatının ilk önemli durağı, siyah önlüklü yıllar başladı.

Heyecanlıydı, içi içine sığmıyordu her çocuk gibi. Okulun ilk günü olmasına rağmen, hiç de kaygılı değildi, büyük bir istekle okula gelerek sınıflara alınacak saati beklemişti. Okul bahçesinde bulunan çocukların hemen hemen hepsi mahalleden tanıdıktı.Yaşıtlarıyla bahçede birinci sınıfların durması gereken yerde kümelenmiş olan arkadaşlarıyla heyecanını paylaşıyor, konuşuyor, gülüyordu. Üst sınıflar sıra olmuş, birinci sınıflar ise kümelenmişti sadece. Nereden bilsinler ki okulun ilk kuralı sıra olmakmış. Öğretmenlerden biri birinci sınıfları da sıra düzenine geçirdi. Memed sıra olurken, arkadaşlarıyla konuşmaya devam etti, heyecanını onlarla paylaştı. İşte ne olduysa, o an oldu. Yerinde duramayan,okula başladığı için heyecanlanan Memed hayatının ilk şokunu yaşamıştı.

“Siverek’te ilkokulun birinci günü bir tokat yedim, bugün bile aklımdan çıkmaz. Okul bahçesinde sıraya girmeye çalışırken aramızda konuşuyorduk. Bir tokat attı İstanbul’lu yedek subay öğretmen, Türkçe konuş diye. Ama Türkçe bilmiyordum ki…”*

O tokat yüreğine kadar tesir etti, içindeki sesi incitti ve ölümüne kadar etkisini gösterdi.

Mehmed Türkçe bilmiyordu okula başladığında. Bir çok arkadaşı aynı durumdaydı. Yediği tokattın yaratığı iç buruklukla okula devam etti ve içine gömülen birisi olarak; okumayı, sonra da yazmayı öğrendi.İçi burak olsa da, okumaya karşı ilgisi canlı kaldı.

Okulun ilk yıllarında kitaplara karşı merakı uyandı, sonra çizgi romanlar hayatına girdi.Okuma serüvenini bu romanlarla sürdürdü, olağanüstü bir çizgi roman merakı hayatını kapladı.

Babası çizgi roman okumasına önceleri ses çıkarmasa da, bir süre sonra sıcak bakmadı ve derslerinden geri kalır diye çizgi roman okumasına engellemeye çalıştı, yasakladı.Buna rağmen Mehmed için gizli  okuma günleri başladı,çizgi romanlar biriktirdi,  akrabalarının, komşularının evlerinde okumaya devam etti.  İlkokulu bitirdiğinde artık bir sandık dolusu Teksas, Tommiks,Zagor çizgi romanları vardı.

Bir de futbolu çok sevdi Mehmed.Siverek’in dar ve dolambaçlı sokaklarında, plastik topun peşinde az koşmadı.Mahalle arkadaşlarıyla takım bile kurdu, iyi top koşturdu. Arkadaşlar arasında lakabı Tommy Memed’ di.

Liseye geldiğinde ise toplumun geneline sirayet eden siyasal atmosferden o da etkilendi. Çok sayıda parti ve fraksiyon olduğunu gördü, onları takibe alarak, futbolu, çizgi romanı hayatından silmeden yoluna devam etti.

O yıllarda siyaset ülke genelinde ateşten gömlek idi;devrime giden yol ise, duvar yazılarından geçiyordu. Bu nedenle bütün legal, illegal; sağ, sol örgütler ,duvar yazısı eylemleri koyuyor, kentlerin duvarlarını devrim, karşı devrim sloganlarıyla süsleniyordu.

Ülkenin her tarafından iç kargaşa ve kavga haberleri yayılıyor, ülke derin krizlerle sarsılıyordu. Kriz sadece sokakta değildi. Asıl devletin derinliğinde krizin ayak sesleri geliyordu. İktidar sorunları çözemiyor, toplumsal bölünmüşlük derinleşiyordu. Sistematik bir çüreme ve yozlaşma yaşanıyor, siyaset kamplaşma üzerinde şekilleniyordu. Hak, hukuk, adalet ve eşitlik ülke için yabancı kavramlardı. Bu ortamda durumdan vazife çıkaranlar, devlet adına hareket edenler ve devletin derinliklerinden güç alan karanlık güçler devredeydi.

Takvim yaprakları 12 Mart 1972 tarihini gösterince, bazı üst düzey kuvvet komutanları 12 Mart Muhtırası vererek, Adalet Partili Demirel hükümetinin çekilmesini sağladılar,Başbakanlığa ise milletvekilliğinden istifa eden CHP’li Nihat Erim’i getirdiler.

Muhtıra, hükümete karşı yapılsa da, asıl sokaklar karışacak, toplu gözaltı ve tutuklamalar başlayacaktı. Siverek tam da bu dönemde içten içe kaynıyor, duvar yazıları bu hareketlenmenin, yan yana gelmenin yansıması oluyordu. 1972 yılının bahar gecelerinin birinde, duvarlara yazılan, toplumsal özgürlük içerikli yazılar nedeniyle çok sayıda genç gözaltına alınma kararı alınıyordu.

Gözaltına alınıp, tutuklanan 28 genç arasında  henüz 18’ine giren ve futbol arkadaşlarının arasında çizgi roman kahramanı Tommî olarak adlandırılan Mehmed Uzun da vardı.

Bir roportajında

“1972 yılında tutuklandım, Kürtçülükten. 18 yaşındaydım. Duvarlara yazılar yazılmıştı Siverek’te. 28 kişi birlikte Diyarbakır Askeri Cezaevi’ne gönderildik. Kürtçeyle ilk ciddi tanışmam böyle oldu. Herkes vardı hapishanede. Tarık Ziya Ekinci, Mehmet Emin Bozaslan, Musa Anter, Ferit Uzun…”**

 

Mehmed Uzun’un ikinci durağı cezaevi olmuştu. Okuldan sonra hayatında  derin izler bırakacak günler başlıyordu böylelikle.

Musa Anter, kuzeni Ferit Uzun, Tarık Ziya Ekinci, M. Emin Bozarslan ve çok sayıda dengbejle karşılaşması hayatına radikal bir yön verdi. Okulun ilk günü yediği tokatı unutmadı, dört duvar arasında anadili Kürtçe okuma yazma öğrendi, ideolojik tartışmalara katıldı. Hayatındaki Tommi buharlaştı, yeni kişilikler yerleşti ruhuna. En çok dengbejlerle arkadaş oldu, dedesinin, anneannesinin sesini dile getiren dengbejlerle sıkı bağlar kurdu, onların söylediklerini zihnine kaydetti.

Kısa bir zamanda yepyeni bir insan oldu, o artık olaylara sol çerçeveden bakan, Kürtlerin ulusal ve demokratik haklarından bahseden birisiydi.

Cezaevinde bulunanlardan her birisinden bir şeyler aldı, heybesini doldurarak 2 yıl sonra tahliye oldu ve baba ocağı Siverek’e döndü.  Hayat devam ediyordu. Duvar yazıları, siyasi karmaşa ve devrim şarkıları, her şey mecrasında yol alıyordu. O bu karmaşa içinde kararını verdi, Üniversite okumak için Ankara yolunu tuttu.

Tommi Mehmed duvar yazıları yazmışmıydı bilinmez ama cezaevi kendisini tamamıyla değiştirmiş, çizgi roman okuma alışkanlığını da sonlandırmıştı. Yerine daha kalın, daha felsefi ve ideolojik kitaplar baş ucundaydı. Öğrencilik yılları böylelikle siyasal bir çerçeveye oturdu.

O artık felsefi ve ağır politik yazılar okuyor, yazıyordu; Rızgari adlı politik  derginin yazı işleri sorumluluğunu üstlenerek, siyasal faaliyetlere katılan bir kişilik oluyordu artık. Dergi daha çok Kürt orijinli yazılara yer veriyor, başta İsmail Beşikçi ve sisteme muhalif kimlikli yazarlar katkı sunuyorlardı.

Bu nedenle de dergi hakkında sık sık davalar açılıyor, soruşturmalara maruz kalıyordu. Çok geçmeden dergide yayınlanan yazılar nedeniyle Mehmed Uzun üç yıl cezaya çarptırılır,hükmün kesinleşeceğini düşünerek, Türkiye’yi terk etme, sınır dışına çıkma kararı alır. Arkadaşlarının yardımıyla 1977 yılında kaçak yollardan önce hayatının üçüncü durağı olan Suriye’ye geçer.

O geceyi Gazeteci Hasan Cemal’e şöyle anlatır;

“O gece sınırı arkamızda bırakıyorduk…Yüzümüzü uğura çevirmiştik, sırtımızı feleğe… Saatler süren bir yürüyüşten sonra sınırın öte tarafına geçtik. Bu yürüyüş zamanın ve hayatın sıfır noktası üzerindeydi. Hem zaman, hem de hayat o sıfır noktasında duruyordu. Sınırı geçtiğimizde tekrar bir başka zaman ve hayat noktasına ulaşmış olduk. Sınırı arkamızda bıraktığımızda döndüm ve bir kez daha arkama baktım. “***

 

Kaçak yollardan Suriye geçen Uzun, bir süre burada kalır. Kaldığı sürede bir çok Kürt şahsiyet tanıma fırsatı yakalar, hikayelerini dinler,evlerine konuk olur, kendisi gibi kaçaklarla arkadaşlık kurar sonra Suriye’den de ayrılarak zar zor, bin bir zahmetle ve yine kaçak yollardan dördüncü durak İsveç’e gider. Suriye yolculuğu boyunca şiirler yazar, dengbejlerin anlatımlarını içselleştirir.

Siverek’te başlayan yolculuk; uzak,deniz aşırı bir ülkeye savurur kendisini. Dil bilmiyor, kimseyi tanımıyordu. Köklerinden kopuşun bütün sancısını yaşıyor, içindeki sesin çığlıklarını duyar gibi oluyordu. Siverek’ten uzaktı ama dedesinin silueti, sözcükleri ve stranları kendisiyle İsveç’e sürgün gelmişti.Pencereden,kapıdan gözlüyor,gölge gibi Mehmed’i izliyordu.

Mültecilik  yılları bin bir zahmet ve sorunlarla sürer. Bir süre siyasetle alakasını sürdürür, politik dergi ve gazetelerde siyasi yazılar yazar,  Kürtçe yazılar yazmaya heveslenir ve bir süre sonra da siyasal çalışmalardan tümden çekilir, kendini içindeki sese verir, politik arenadan kopar. İçinde yer aldığı siyasal çevrelerden bir çok eleştiri alsa da, siyasete mesafeli durur,kendini edebiyata adar.

Söylenenlere, yazılanlara kulak kapatarak, kendi yolunda ilerlemeye, Kürtçe roman yazma amacına yoğunlaşır ve 1985 yılında ilk Kürtçe romanı olan Tu (Sen)’yu yayınlar.

2007 yılında ölümünden kısa süre önce Hasan Cemal’e yutkunarak verdiği röportajında:

‘Kürtçe roman yazmaya başladığım zaman elimde Musa Anter’in 1960′larda hapiste hazırladığı incecik bir sözlük vardı. Bir de Mehmet Emin Bozarslan’ın sözlüğü, 19. yüzyıldan kalma bir sözlüğün çevirisi… Türkiye’ye gelemiyordum. Daha çok Suriye’ye gidip Kürtlerle, halktan insanlarla, amatör şair, şarkıcılarla, Dengbejlerle birlikte oluyor, Kürt dilini keşfediyordum. Çiçeklerin, ağaçların, kuşların Kürtçe isimlerini öğrenip kaydediyordum. Diaspora’da benden önce yapılmış Kürtçe edebi çalışmaları, dergileri, kitapları tarıyordum.’diyordu.

Mehmed Uzun içindeki sesi dinlemiş, İşveç gibi uzak bir ülke de Kürtçe roman yazar birisi olmuştu. O artık tanınan, bilinen, okunan bir edebiyat insanıydı. Bundan sonra ki ömrü içindeki sesse, ses katmakla geçecekti.

“Yazarlığım, varlığım sürgün geleneğine çok fazla bağlı. Aidiyetlerimin en önemlilerinden biri de budur; ben sürgün edebiyatına ait bir yazarım. Ve o sürgün geleneği ile benim kişisel deneyimlerim olmasaydı orada mümkün değil bu yazarlık kurulmayacaktı” diye ifade ediyordu.

Edebiyat dünyası Mehmed Uzun’u ve Kürtçe romanı tanımaya başladığında Memed Uzun 50’li yaşlarındaydı. Dünya genelinde tanınmış, kitapları değişik dillere çevrilmişti. Ama tam da bu dönemde hayatında yeni bir depremin haberini alıyordu doktorlardan.

Kısa zaman önce başlayan rahatsızlığı giderek artarken, yaptığı tahliller sonucu  hayatının en verimli yıllarında,50’lili yaşlarında kanser olduğunu öğrenir. İnanmak istemese de, bedeninde süren kargaşa,rahatsızlığını giderek gerçek kılıyor, içindeki sancı ve sesler, çığlıklar iç içe geçiyordu.

Kendisini muayene eden, tahlillerini değerlendiren doktor siyahi bir hekimdi. Tahlil ve tetkiklere göre kanser olduğunu söyledi Memed Uzun’un yüzüne. Bu nedenle hemen tedaviye başlanılmasını istedi ve yapılması gerekenleri tek tek sıraladı.

Bu sarsıcı haber karşısında,önce afalladı, inanmak istemedi, zihninde oluşan karanlık sis tabakasını dağıtmak için, kendince bir çözüm buldu anında. Bu kara habere karşı,  bütün kara renginde ne varsa, hayatından çıkarma kararı aldı ve evine gitmeden siyah renkli ne varsa göz önünden kaldırılması istedi. Dediği de oldu, ev siyah renkten arındı, siyah ciltli kitaplar bile ortalıktan kaldırıldı.

O artık ölümün pençesinde olduğunu biliyordu ve yaşadığı onca sürgünlük sancısına şimdi bambaşka bir sancı eklenmişti hayatına.

Kısa zamanda tedaviye başlanılmasına rağmen, kanser hızlıca yayılıyordu. Umut yok gibiydi, bedeni tedaviye cevap vermiyordu.

Bir süre zarfında birkaç doktora daha gitti, sonuç, ilerlemiş mide kanseriydi. Bütün doktorlar aynı önerilerde bulunuyorlardı. Şehirden uzaklaş, dağın başında huzurlu bir ortama çekil, ailenle, çocuklarınla zaman geçir.

Mehmed Uzun bunun ne anlama geldiğini biliyordu ve zaman geçirmeden son günlerini doğduğu topraklarda geçirme karını netleştirerek, Diyarbakır’a gitme kararı aldı.

2006  yılının temmuz sıcağında Diyarbakır’a indiğinde  yürüyemeyecek kadar bitkin ve hastaydı. Uçaktan iner inmez atmosfer değişmişti, iki bine yakın insan kendisini havaalanında karşılamaya gelmişti.

Gazetecilerin uzattığı mikrofonlara:

“Ben ölmeye değil, yaşamaya geldim.” deme gücü ve morali buldu kendisinde. Durumunun daha da kötüleşmemesi için özel bir hastameye yatırılır.

Diyarbakır’daki dostları, akraba ve arkadaşları, tanıdığı, tanımadığı çok sayıda insan,Uzun için seferber olur. Sevenleri Uzun’un yattığı odadan görülebilecek şekilde, hastanenin karşısına devasa kendisinin bir fotoğrafını asarak moral verir, çok sayıda ziyaretçisi olur. Tanınan kişilerin yanında,  halktan, uzak köy ve kasabalardan insanlar hastaneye akın eder.Din adamları, sanatçılar, siyasetçiler ve en çok da dengbejler hastalık boyunca  hastane bahçesinden ayrılmaz. Gençler, öğrenciler, bütün Diyarbakır günlerce hastane bahçesinde iyileşme haberini bekler.Dengbejler stranlarını hastane bahçesinde seslendirir, sesleriyle Memed Uzun’a güç vermeye çalışırlar.

Üç günlük ömür biçilen Memed Uzun, doktorlara inat, bayağı toparlanır. Hastaneden çıkarak, Karacadağ eteklerinde  bulunan evine yerleşir, hatta iadeyi ziyaretler bile yapar. Doğduğu Siverek’e giderek Fırat Vadisini gezer.Artık morali yerine gelmiştir. Çok sayıda roportaj verir, yazacağı kitaplar üzerinde düşünür.Kısmen de olsa mutlu ve bahtiyardır artık.

Ama henüz tam iyileşmediğini de bilir, buna rağmen yaşama sevincinden bir şey kaybetmeden  direnir, hayata sımsıkı sarılır. 15 ay dopdolu yaşar, akrabalarıyla, dost ve sevdikleriyle, dengbejlerin sesleriyle buluşur, onları tekrardan dinler.

Yorulmuş, yorgunluk belirtisi artmıştır. Bu nedenle hastalığının yeniden aktifleştiğini anlar. Bunun üzerine tekrar hastaneye yatmak zorunda kalır.

Ama artık çok geçtir. 15 ay boyunca dopdolu yaşadığı ve doğduğu topraklardan ayrılma zamanı gelmiştir. Vasiyetini ifade eder. Yaşar Kemal, Ahmet Türk, Şerefettin Elçi ve Osman Baydemir cenazemde konuşsun der.

Ve 11 Ekim 2007 tarihinde bir daha uyanmamak üzere derin bir uykuya yatar ve hayata veda eder. İçindeki ses ise çığlık çığlığadır, hep de öyle kalır, kitaplarından seslenmeye devam eder.

Cenazesi iki gün sonra başta Yaşar Kemal olmak üzere çok sayıda yazar, sanatçı, siyasetçi ve kalabalık bir kitlenin katılımıyla Dicle Kıyısında bulunan mezarlığa defnedilir. Vasiyeti gereği Yaşar Kemal, Ahmet Türk, Seraffetin Elçi ve Osman Beydemir konuşur cenaze töreninde.Ünlü yazar Yaşar Kemal ve çok sayıda insanın katıldığı cenazede kitleye hitaben yaptığı konuşmada Memed Uzun için şu düşünceleri dile getirir:

“Bir edebiyatçının cenazesine bu kadar kalabalığın gelmesi ilk defa oluyor. Siz hepiniz sağ olun. Mehmed her şeyimdi. Bu adam büyük bir adamdı. Mehmed için kitaplar yazılacak, destanlar, şiirler yazılacak. Bunca zorluklar içinde başeserler yazmayı başardı. Mehmed bir halkın gözbebeği olacaktır. Buna inanıyorum. Mehmed modern Kürt romanını yaratmış bir ustadır. Roman ne demektir, bir uygarlık demektir. Bizim Kürtçe’nin romanını Mehmed yarattı. Ben Kürt asıllıyım ancak Kürt yazarı değilim. Mehmed bir Kürt yazarıdır. İşini her şeyden iyi görmüştür. Kürt romanının dilinin dikenli yolunu açmıştır. Bu kültüre büyük bir katkıdır. Yüzyıllarca dengbejlerin (halkların) dillerinden düşmeyen destanların Kürtlerin erişilmez güzellikteki şiirleri belalara uğramıştır. Sönmeye başlamışken alın size çağımızın Kürt romanını ve bunu yaratan Mehmed’dir. Türkiye’nin de romanlarıdır. Mehmed’in romanları pek çok dünya diline çevrilmiştir. Böyle de kalmayacaktır. Bu romanlar klasikleşecek, insanlığın malı olacaktır. Mehmed Uzun’un roman macerası, uzun ve yoğun bir maceradır. Bunu çok az insan yaşar. Mehmed’in doğduğu bölgede hemen herkes Kürtçe konuşur. Kürt yazılı edebiyatının, halk edebiyatının yoğunlaştığı bir bölgedir burası. Kürt dili çok zengin bir dildir ve MellaCizrevi gibi şairler yetişmiştir. Dahası Kürt destanları, masalları, ağıtları, türküleri burada söylenir. Mehmed en eski kültür toprağında doğmuş, Anadolu’nun çok zengin Kürt dilinin, anadili bu çok zengin Kürt dili olmuştur. Bir de Mehmed ana dili kadar Türkçe’yi de öğrenmiştir. Türk halk dili de çok zengindir. Dede Korkut, Köroğlu destanları Yunus Emre, Pir Sultan Abdal gibi şairlerini yetiştirmiştir. Kürt halk dili de çağlar boyunca büyük sözlü edebiyatı yaratmış. Mehmed Uzun bu iki halkın da dilini sözlü ve yazılı edebiyatlarını öğrenmiş, iki dili de kaynak yapmıştır.

Mehmed Uzun’un romanlarını okuduğumda çok şaşırdım. Bir dilin ilk romanı böyle ustalıkla, zengin bir dille gelişmiş bir roman dili yaratılarak nasıl yazılmış diye.

Mehmed’in yeteneğinde geniş kültürünün elbette payı büyüktür. Kürt dilini ve edebiyatını iyi biliyor. Sonra dünyaya açılıyor. Dünya kültürünü ve edebiyatını özümsüyor. Mehmed, Kürt dili için bir tarih oluyor böylece. Mehmed’in dili usta, yeni bir roman dilidir. İnsanı bu yalın dil ile öylesine büyüler ki insan böyle bir büyünün içinde öylesine kalır. Böylesine yalın dil ile yazabilmek ancak büyük ustalara hastır. Betimlemeleri, yani tasvirleri, göze batmadan insanın haberi bile olmadan destanların dili gibi örülmüştür. Betimlemelerinde yeni doğa anlatım biçimlerine ulaşmıştır. Doğası büyük destanların anlatıldığı kadar yalın ve zengindir. Mezopotamya’nın yaşayan en eski dili olan zengin Kürt dilinde böyle romanlar bir halk için mutluluktur.

Kürt roman dilinin ilk temel taşını koymuştur. Bu onur onundur. Bu çağda yeni bir roman diline imza atmak kolay bir iş değildir. Bu güç işin altından Mehmed Uzun alnının akıyla çıkmıştır. Bu görkemli başlangıçtan sonra Mezopotamya’nın yaşayan en eski zengin dilinde ve büyük edebiyat romanları çıkacaktır.

İnsanlığa insanlık eden her şeyden önce kültürdür. Dünyada hiçbir kültüre, kültür zarar vermemiştir. Her kültür, öbür kültürü beslemiştir. Bu anlaşılmıyor. Kültürler birbirlerini öldürmezler. Kültürler birbirlerini çoğaltırlar, yaşatırlar, zenginleştirirler. Bunu bilmeyenler kendi kültürlerini öldürüyor. Yasakladığı kültürleri de öldürüyorlar. Bu cehaletten geliyor. Bir ülkede kültürlerin çeşitliliği o ülkenin zenginliği, büyüklüğüdür. İşte anlamadıkları budur. Mehmed’in romanı, kişiliği, insanlığın zenginliğidir. Bu insan dimdik durmuştur. Her zaman şiddeti kınamıştır. Yaşamı boyunca konuşmalarıyla, eserleriyle savaşa karşı koymuştur. Ne olursa olsun, kimler karşı koyarsa koysun Türkiye barışa kavuşacaktır. Ben de buna inanıyorum. Yakında bu savaş barışla bitecektir. Mehmed mezarında rahat edecektir. Savaşın sürmesi için hiçbir neden yoktur. Bu savaşı oyun sanıyorlar. Kimse hiçbir sebep bulamaz.

Bugün oyun sanıyorlar savaşı. Belayı, o savaşı isteyenler bulacaktır, halklarımız değil. “

Konuşmadan sonra cenaze arabaya alınarak, binlerce insan eşliğinde mezarlığa taşınır. O artık çok sevdiği topraklarda edebi uykusuna yatar.

Uzun çok sevdiği toprağıyla buluştuğunda, geriye  22 dile çevrilmiş, 7  roman, onlarca röportaj, deneme ve sayısız ödül kalır. Kürtçe, Türkçe ve yaşadığı ülke olan İşveç Dilinde kitaplar yazan Memed Uzun içinde ki sese, ses katarak edebiyat dünyasında ki yerini sağlamlaştırır…

 

*Hasan Cemal röportajından.

**Hasan Cemal röportajından

***Mirina Kalekî Rind” Şeyhmus Diken Mehmed Uzun ya da şehrin edebiyatı adlı yazısından

 

Kısaca özgeçmişi ve kitapları… 1977 yılından beri İsveç’te yaşayan Uzun, Kürtçe, Türkçe ve İsveççe yazdığı kitapları yirmiye yakın dilde yayınlandı. 1985 yılından bu yana romanlarını kaleme alan Uzun hakkında, Türkiye’de çok sayıda dava açıldı. 1981’de Türk vatandaşlığından atıldı ve 1992 yılına kadar Türkiye’ye gelemedi.[1]
Uzun yıllar İsveç Yazarlar Birliği yönetim kurulu üyeliği yaptı. Ayrıca İsveç Pen Kulübü ve Uluslararası Pen Kulüp’te aktif çalıştı. İsveç ve Dünya Gazeteciler Birliği’nin de üyesi olan Uzun’un bugüne kadar çok sayıda Kürtçe roman yazdı.
Mehmed Uzun, “Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık” romanı ve “Nar Çiçekleri” adlı deneme kitabı ile ilgili olarak 2001 baharında yargılandı.
Uzun süredir yakalandığı mide kanseri nedeniyle tedavi gören ünlü edebiyatçı, 11 Ekim 2007 günü Diyarbakır’da yaşamını yitirdi. 13 Ekim günü Diyarbakır Ulucami’de kılınan cenaze namazı ardından, cami önündeki kalabalığa sırasıyla Yaşar Kemal, Şerafettin Elçi, Ahmet Türk ve Osman Baydemir’in yaptığı konuşmaların ardından Mardinkapı Mezarlığı’na defnedildi.
Eserleri

  • Tu(Sen), Roman, (1985)
  • MirinaKalekîRind(Yaşlı Rind’in Ölümü), Roman, (1987)
  • Siya Evînê(Yitik Bir Aşkın Gölgesinde), Roman, (1989)
  • RojekjiRojênEvdalêZeynikê(EvdalêZeynikê’nin Günlerinden Bir Gün), Roman, (1991)
  • Destpêka Edebiyata Kurdî(Kürt Edebiyatına Giriş), İnceleme, (1992)
  • Hêz û BedewiyaPênûsê(Kalemin Gücü ve Görkemi), Denemeler, (1993)
  • MirinaEgîdekî(Bir Yiğidin Destanı), Destan-Ağıt, (1993)
  • Världen i Sverige(Tüm Dünya İsveç’te), Edebiyat Antolojisi, M. Grive ile Birlikte, (1995)
  • Antolojiya Edebiyata Kurdî(Kürt Edebiyat Antolojisi), Antoloji, iki cilt, (1995)
  • BîraQederê(Kader Kuyusu), Roman, (1995)
  • Nar Çiçekleri, Deneme, (1996)
  • Ziman û Roman(Dil ve Roman), Söyleşiler, (1997)
  • Bir Dil Yaratmak, Söyleşiler, (1997)
  • Dengbêjlerim, Deneme, (1998)
  • RonîMînaEvîne – TarîMînaMirinê(Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık), Roman, (1998)
  • Zincirlenmiş Zamanlar Zincirlenmiş Sözcükler, Deneme, (2002)
  • Dicle’nin Sesi I– HawaraDîcleyê (Dicle’nin Yakarışı), Roman, (2002)
  • Diclenin Sesi II– Dicle’nin Sürgünleri, Roman, (2003)
  • Ruhun Gökkuşağı, Roman, (2005)

Ödülleri 

  • Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü (Türkiye Yayıncılar Birliği, 1985)
  • Berlin Kürt Enstitüsü Edebiyat Ödülünü (roman sanatına ilişkin belirleyici katkılarından dolayı)
  • TorgnySegerstedt Özgürlük Kalemi Ödülü (edebiyat ve sözün özgürlüğüne ilişkin duruşundan dolayı)
  • Stina-Erik Lundeberg Ödülü (İsveç kültür yaşamına sunduğu katkılarından dolayı, İsveç Akademisi, 2002)
Önceki makaleMavi Vurgun-9
Sonraki makaleKardeşime Gece Gelen Şiir
LÜTFEN OKUYUN. 3.göz bir kolektif dayanışma platformudur. Patronu olmayan, ticari bir kaygı gütmeyen ve düşünsel içeriklere yer veren bir sitedir. Alıntılarda isim ve adres belirtir ve sitenin özgün içeriklerini kullananlardan da aynı duyarlılığı bekler. Edebi bir dil ve objektif bir yaklaşım ve özgün bir düşünceyi esas alır. Sıra dışı olmayı hedefler. İçeriklerden her yazar kendisi sorumludur. Site basın yayın etik kurallarına, insan hak ve özgürlüklerini belirleyen sözleşmelere uyar, uymayı temel alır. Şeyhmus Çakırtaş Genel Yayın Yönetmeni Twiter : @seyhmuscakirtas