Servet Üstün Akbaba yazdı…

 

 

Dut ağacı yağmurun suyu ile yıkarken düşlerimi, derin bir bekleyişle acıtıyor.…

Bahar geldi işte. Dağlar buğulu yüzüyle kasvetli …

Kırlangıçların kanatlarında uzak ülkelerden getirdiği göç öyküleri…Kırılganım …

Bütün sevmelerini ertelemiş ,gecikmiş bir bekleyişim günün avuçlarında …

Yağmur camlara vuruyor…Bir damla, bir damla daha…Bir damlaya anlatıyorum boşluğu, içimde biçimlenen hiçliği…Bilinenden derin bir bilinmezliğe giden yolculuğu.

Birden imgelerimin tam orta yerine bir kıyamet  gibi çöküyorsun.

Susuyorum…

Kemanın inciten sesiyle yüreğimi yatıştırıyorum..

Konuğumsun bütün sessizliğinle, yalnızlığın tonlarıyla …

Gizli tapınak gibisin içimde. Düşlerimin en vazgeçilmez rengindesin…

Yüreğimi acıtıyorsun…

Tapınaklardaki düş hangi renktedir?…

Tanrı bizi hangi tonda anlar ?..

En çok neden hoşlanır?..

Sevmeyi zamanla sınarken eskitmek istediği nedir?

Seni bana bağışlıyor baharın renginde .Bütün zamanların en sancılı bilmecesi oluyorsun. En sancılı bilmecesi gibi büyüyorsun içimde…

Yüzüm sana dönük…

Dut ağacı yıkanıyor yağmurla…Yüzünde gizliyor zamanın sonsuz parçacıklarını..

Ne zaman yağmur yağsa içimde her şey sana dair oluyor işte…

Gitme isteği içimi sarıyor.

Gitmek durmadan ,dinmez ruh acılarımı dindirene kadar gitmek …

Seninle ..

Sana dair…

nefessiz kalana kadar gitmek..

Ardımda hiçbir bekleyiş ve özlemek bırakmadan gitmek..

Yağmur yağıyor

Islak bir çığlık penceremde,

Kırlangıçlar siyah kanatlarıyla  ışıldıyor…

tedirgin ve  ürkek…

Yüreğimde bir kırlangıcın telaşı gibi duruyorsun…

Onarıyorsun,

Sarıyorsun,

Kanatıyorsun…

Bütün yalnızlıklarımın rengini koyultan bir tonla içime doluyorsun. Sessizliğimin rengine karışıyorsun ve yeni bir rengin gizemi sarıyor düşlerimi.

Acıtan gecikmişliğim, susamışlığım, kederim…

Yitirmişliğin ayak izleri gibi duruyorsun geçmişimde.

Öyle susuyorsun ki o karanlıkta..!

Sözcükler yaramaz bir  hüzün  gibi  titretiyor yüreğimi..

 

Günün teninde baharın ılık nefesi…Ağaçlar bahar kokuyor..

Hiçlik ve yalnızlıkla tanımlıyor kendini …

Sarsılıyor bedenim inciten bir özleyişle..

Ve seni kendimle sınıyorum. Bir başağın mavi bir  bulutla ömrünü sınaması gibi..

Bir ağacın suyla sınanması gibi..

Oysa, geçti gitti bulut..

Sızdı kurudu su..

 

 

Sisi  kaldırırsam günün gözlerinden ,geceden ne kalır..!

Ölümü kaldırırsan hayattan, yaşama dair ne kalır yürekte..!

Ne kalır bir ömürden kaldırırsan bütün sevmeleri…!

Yaralı ülkemi kaldırırsan düşlerimden, ne kalır bir harman dibinden başka..!

Biliyorum artık…!

Biliyorum… !

Seni kaldırırsam bu ömürden ,payıma şeytanı kıskandıracak bir cehennem kalır..

 

 

Anımsayışımın derin gizemlerinde yaşıyor soluk alışların..

Şiirler zamanın gözlerine çekiliyor…

Kifayetsiz sözcükler gibi tüm zamanlarımı acıtarak geliyorsun..

Sabrımı sınayarak..

 

Yaşamın dışında hissediyorum kendimi..

Kendi yazdıklarıma tutunarak soluklanıyorum…Derin derin soluyorum yağmurun kokusunu..

Bekleyişlerim gibi incitiyor..

Toprağa tutunuyorum ..Düşlerimi salarak derinliklerine…

Irmağın akışına bırakıyorum gövdemi…Dicle yanık bir ezgiyle yaralıyor tenimi…

Korkularımı savuruyorum mavi boşluğa, ardından düşlerimi uçurumlara bağışlıyorum..

Bir tanrı korkuyor içimde, kekeme bir yalnızlık gibi..

 

Bir ezginin tınısıyla sözcüklerin yüreğimin biçimini   almasını sağlarken ..
İhtiyar  bir sesle masallar anlatıyor Ehmedê Xani
Zamansız yol alıyorum aşka bulaşmış ne kadar sözcük varsa ‘mutsuzluk’ ’duygusuyla seni tanımlıyor..

 

seni düşünüyorum..

okuyorum..

anlamanın derinliğinde yeni sözcüklere ulaşıyorum

gitmek üzere düşler kuruyorum..

acı duyuyorum..

 

 

İçime kayıp söylenceleri fısıldıyorum…

Bir düşü ateşliyorum..

Beni uçurumun ucuna kadar götürüyorum..

boşluk

sessizlik

kayganlık

boşluk içimde deşili  arayış .. Ardından derin ,anlamanın ritmini yakalayan bir hiçlik tanımlıyor içimde kendini..

sözcükler yüreğimden geçiyor sızı gibi…

her sözcük ıssız bir acıya dönüşüyor..

titreşen tutuşan sözcükler senin dilinden ulaşıyor yüreğimin coğrafyasına.

 

 

her şey ama her şey susuyor içimde,

yağmur oluyor ellerin,

toprak kokuyor dokunduğun her düş,

Eski fotoğraflar gibi zamanın yalansızlığı ve siyah bir leke gibi duruyorsun günün yüzünde..

Su üşüyor,

Toprak yanıyor..

Sis aydınlık bir gülümseyişle saçlarını dağıtıyor yüreğimin bozkırında..

Bilincimin gözenekleri açılıyor..

Rüzgar esiyor..

Tozlar savruluyor  her tarafa..

 

Tanrım ne kırılgan bir sessizlik

Bir adak gibi duruyorsun kalbimin ortasında.

Hangi sözcüğün bağrında hançerleniyorum..!

ürperiyorum..

 

Susuyorsun..

Zemheri oluyor zamanın gözleri gözlerinde

Mevsim geçişleri gibi geçiyorsun gecemin yüreğinde ..İçimde tanımsız bir bekleyiş..

Diline dolamış bir sancı gibi dolaşıyorsun kanımda..

 

İçte uçurum bu diyorum..

Atıyorum kendimi ..Her şeyi duyuyorum..

Arınıyorum…

Biliyorum ki kalbim Beritan gibi boşlukta kavrayacak anlamanın gücünü.

Esirgemiyorum kendimi.

Gözlerin kurtaracak beni zamansız dağlara çekilen o esmer çocuklar gibi.

 

Kan ve sarap…Testiler kırılıyor.. Törenle yüzleşme zamanı..

Cellat neşterini indirmeden kalbimin ortasına …

Sana dair ne kadar düş kurduysam vasiyetime yazıyorum..

Yüzün bana dönük.. incinmiş bir ömür gibi….

Sen buğu ,sis ve düş…

Kapımı sonuna kadar rüzgarlara ve sana açık bırakıyorum..

Beklemek acımasız..

tüketen..

Yola çıkıyorum…

Yeni sözcükler aralıyor  yüreğimin kapısını

Yazıyorum…

İnsan suretlerinde arıyorum kaybettiklerimi,

Yurtsuzum…

Derin sarsıntılarla buğulanıyor hayat,

Ve yüzümü başı eğik buğulara çiziyorum…

Hayatın içindeki yüzüm… Sen…

Yağmur yağıyor işte..

seni bir damlaya anlatıyorum…

Yağmurun gizlediği yüz …

Sen..

 

 

 

Önceki makaleNeolitik Çağın Gizemli Tepeleri.
Sonraki makaleUğrak Yerler: Kahvehane gerçekliği
LÜTFEN OKUYUN. 3.göz bir kolektif dayanışma platformudur. Patronu olmayan, ticari bir kaygı gütmeyen ve düşünsel içeriklere yer veren bir sitedir. Alıntılarda isim ve adres belirtir ve sitenin özgün içeriklerini kullananlardan da aynı duyarlılığı bekler. Edebi bir dil ve objektif bir yaklaşım ve özgün bir düşünceyi esas alır. Sıra dışı olmayı hedefler. İçeriklerden her yazar kendisi sorumludur. Site basın yayın etik kurallarına, insan hak ve özgürlüklerini belirleyen sözleşmelere uyar, uymayı temel alır. Şeyhmus Çakırtaş Genel Yayın Yönetmeni Twiter : @seyhmuscakirtas