Servet Üstün Akbaba yazdı.

 

Koyu gagalı  kuş, uçurumun ucundan boşluğun rengine bırakıyor kendini . Kanatları güz yaprakları gibi ışıldıyor . Güz mevsiminin rengarenk yapraklarının arasında olgunlaşmış bir nar koparıyor Coşkun öğretmen , ikiye ayırıyor narı ve taneleri ateş kehribar gibi  parıldıyor. Yaprakların  çıtırtılarını ayaklarımızın altında duya duya narın  içi tatlı, sulu lezzetini tadıyoruz. Kavak ağaçlarının yapraklarını savuruyor güney rüzgarları, haylaz bir sevinç  sarıyor ruhumu. Çocukluk şarkılarımıza eşlik eden kavak ağacı,  son bir kaç yaprağıyla suluboya çizgileri gibi duruyor  lekesiz gökyüzünün  yüzeyinde. O sert yaprakları zamanın avuçlarındaki eski sözcükler gibi dağılıp gidiyorlar . Doğanın da ‘’ sözlü  kültürü bu’’ diyorum .

Uzaklığımızı hissetmiş gibi sandal ağacı sarkıtmış dağ çileklerini ikramımıza. Sandal ağacı kokusu insanı ruhuna mızrap gibi dokunuyor. Sararan incir yapraklarının arasında incirler buluyorum. Coşkun öğretmen , ‘’onlar kış inciridir .’’diyor. Koparıp bir tanesini uzatıyor, nefis tadını damağımda hissediyorum. Diğer incir ağaçlarının çoktan yaprakları dökülmüş ,yapraklar kalın tabaka oluşturuyor  çıplak  dallarını altında. Arap bülbülü sesleri geliyor yamaçta  .Doğa  derin bir iç çekişle gerilip kasılıyor.

Bir kuş gelip konuyor alıç  ağacına ve gagalıyor olgunlaşmış meyveyi. Tedirgin .Bir bana bakıyor bir meyveyi gagalıyor .Mesafeyi koruyorum. Misafiriz ışığın kokusuna ,hurma ağacının yapraklarının rengine, gülün kokusuna .kuşların sesine …

Zeytin toplayan köylüler erkenden işbaşı yapmışlar. Dal sesleri ve hışırtılar. Uzaktan köpek sesi geliyor. Yamaçtaki dağınık evlerin suskunluğu ovaya akıyor sükûnetle.  Çınar ağacının  gövdesini saran gölge ışık oyunlarıyla dalgalanıp duruyor. Karışı da mağaraların ağzı güneye acılan bir karaltı gibi duruyor .Dalda olgunlaşan narın kabuğunda  güneşin ilk ışıkları  altın gibi parlıyor. Kendimizi iyi hissetmemiz ve kendi doğamıza dönmemiz için çok eski bir hikâye anlatıcısı gibi. Oysa, taraf tahrip  edilmiş ve acımasızca  imara açılmış. Doku bozulmuş. Doğa karşıtı yerleşme çağımızın bir kültürü haline gelmiş .Kentsiz kentleşmeler  insanla doğa arasına mesafe koyup ,insan doğasını bozup her şeyle arasına umarsız kapılar aralıyor . Artık insanlar mevsim dönüşlerini bile hissetmiyor .Birinci doğadan koptukça ,ikinci doğa olarak oluşturdukları kendi toplumsal  doğalarında da sığınılacak yer kalmıyor. Doğadaki bu sessizliğin sesini ruhunda hissedip tarifleyecek dünyadan gitgide uzaklaşıyor insanlar .Doğada   oynayacak çocuklar avm’lerde vakit geçiriyor. Bir tek ağacın adını bilmeden .İçimde bir yanma hissediyorum.

İnsanların yürek haritasında kentlerin o kasvetli kirli  sınırları . Tepeden bakıyorum boşluğun sesi ürpertiyor. İnsan ruhunu temizleyen  bir el dokunuyor .Son ışıklar soluyor  dorukta. Sis sarıyor ufku yavaş yavaş ve koyu bir sessizliğe bürünüyor  her şey.

Kent ışıkları yanıyor ve koyu bir yalnızlık gibi her tarafa siniyor.

Gitme vakti .

 

 

Önceki makaleUğrak Yerler: Kahvehane gerçekliği
Sonraki makaleMavi Vurgun 13
LÜTFEN OKUYUN. 3.göz bir kolektif dayanışma platformudur. Patronu olmayan, ticari bir kaygı gütmeyen ve düşünsel içeriklere yer veren bir sitedir. Alıntılarda isim ve adres belirtir ve sitenin özgün içeriklerini kullananlardan da aynı duyarlılığı bekler. Edebi bir dil ve objektif bir yaklaşım ve özgün bir düşünceyi esas alır. Sıra dışı olmayı hedefler. İçeriklerden her yazar kendisi sorumludur. Site basın yayın etik kurallarına, insan hak ve özgürlüklerini belirleyen sözleşmelere uyar, uymayı temel alır. Şeyhmus Çakırtaş Genel Yayın Yönetmeni Twiter : @seyhmuscakirtas