Hasan Kaya yazdı…

Sıcak yaz mevsiminin bitmesiyle sıcaklar azalıp yerini serin havalara bıraktığında artık güz döneminin işaretleri alınmaya başlanmıştı. Dolu dolu geçen sıcak bir yaz mevsimi, verimli arazilerin bol olduğu bu şehirde ihtiyaç sahibi köylüler, ırgatlar ve diğer çalışanlar yıllık erzaklarını/ihtiyaçlarını karşılayacak maddi birikimlerini yaparak ömrün son demlerini andıran güz mevsimine girmenin hüzünlü yorgunluğunu yaşıyorlardı. Sonbahar her ne kadar ömrün son demini hatırlatsa da bitkiler durgunluk dönemine girse de gerçekte yeni bir yaşamın temelinin atıldığı ve doğanın yeni doğumlara gebe kaldığı bir mevsimdir. Tabiatı gereği ağaçlar sararan ve güçsüzleşen yapraklarını dökmeye başlamıştı. Yeniden dirilmek için ölmek gerekir felsefesinin hayat bulduğu ve kimine göre yok oluş kimine göre var oluş hikayesinin başlamasının ilk evresiydi sonbahar.

Uzun adam, bahçede yapraklarının bir kısmını dökmüş, bir kısmı da sararıp düşecek kadar zayıflamış asırlık ağacın altında mavi kadınla göz göze geldi. Bakışmak, sarılmak, hasret gidermek, ellerinden tutmak, kokusunu teneffüs etmek ve daha yep yeni olan sevdalarını asırlık sevdaya dönüştürmek için gününü ve saatini önceden ayarladıkları buluşmayı bu  asırlık ağacın altında gerçekleştirmenin heyecanını yaşıyorlardı.. Mavi kadın ürkek ama sevdalı gözlerle baktı karşısında duran uzun adama. Bir sonbahar mevsiminin Kasım ayında yeşermeye başlayan sevdalarının sene-i devriyesinde ilk günkü heyecanı kaybetmeyen iki kalp ve bu tek yürek uzun adamın telefon melodisindeki  “susarak özlüyorum” müziği eşliğinde mavi kadının uzun adamın göğsüne başını koyup sessizliğe gömülmeleri ile zaman adeta durdu. Hiç konuşmadan sadece sessizce birbirlerinin kalp atışlarını dinleyerek doyulmaz bir sevda sohbetinin tadını çıkarıyorlardı. Bu sessizlik ahengini bozan tek şey sadece birbirleri için atan kalp atışları değildi elbette. Hafiften esen rüzgarın kuruyan yaprakları yerinden etmesiyle asırlık ağaçtan dökülen sararmış yapraklar iki sevdalı yüreğin başından aşağı doğru dökülerek  bir ahenk oluşturuyordu.

Uzun adam sol eliyle mavi kadının başını yukarı kaldırıp, sağ elinin işaret parmağıyla gökyüzünde güneşin batışıyla ortaya çıkan ve adını mavi kadınım dediği yıldızın yerini gösterdi. Kulağına eğilip “gündüzleri sen yanımdasın, geceleri mavi kadınım dediğim yıldızım” dedi. Mavi kadın gözlerini kapatarak ruh ikizinin bu sözcüklerini kalbinin içinde hissederek uzun adamın avuç içini dudaklarına götürüp öylece durdu tıpkı zamanın durduğu gibi.

İyi ve güzel olan her şeyin yasak olduğu bu topraklarda; yaşama dair umutların yeşerdiği, sevgi sözcüğünün anlam bulduğu, insana değerin vücut bulduğu büyük sevdaların, seven kalplerin sevildiğinden emin olduğu kadim şehrin bu asi yürekleri, törelere, geleneklere  isyan bayrağı açan bu duruşları ile sevginin, aşkın, sevdanın, iyilik ve güzelliklerin en zor koşullarda ölüme meydan okurcasına yaşanılabileceğini göstermenin mutluluğunu yaşıyorlardı.

Kaç zaman oldu burada olduklarından habersiz olan iki kalp artık gitmeleri gerektiğini söyleme gereği duymadan sanki anlaşmış gibi ve istemeyerek de olsa ayağa kalkıp silkelenip yürümeye başladılar ayrılan bedenlere inat tek vücut olan kalplerinin bir dahaki buluşmalarının nerde ve nasıl olacağını bilmeden…

Yüreğinde cesaret olmayan sevemez, cesaretsiz bir yürek sevilmeye değer değildir…

 

 

Önceki makaleKağıt toplayıcılarına dair…
Sonraki makaleYitik bir sesin gölgesi…
LÜTFEN OKUYUN. 3.göz bir kolektif dayanışma platformudur. Patronu olmayan, ticari bir kaygı gütmeyen ve düşünsel içeriklere yer veren bir sitedir. Alıntılarda isim ve adres belirtir ve sitenin özgün içeriklerini kullananlardan da aynı duyarlılığı bekler. Edebi bir dil ve objektif bir yaklaşım ve özgün bir düşünceyi esas alır. Sıra dışı olmayı hedefler. İçeriklerden her yazar kendisi sorumludur. Site basın yayın etik kurallarına, insan hak ve özgürlüklerini belirleyen sözleşmelere uyar, uymayı temel alır. Şeyhmus Çakırtaş Genel Yayın Yönetmeni Twiter : @seyhmuscakirtas