Hasan Kaya yazdı…

Geceleri ay ışığında yalnız ve ağır yürüyen insanların gündüzlere sığamayacak yalnızlıkları vardır. Bu yüzden gündüzün yalnızlığını yaşayamayan tutkulu yürekler, bu yalnızlığı ay ışığı altında ağır ağır yürüyerek ve yüreğinin yükünü geceye serpiştirerek içindeki hüznü, umutsuzluğu, karanlıklara adayarak, yıldızlara fısıldayarak, sessizliğine feryat ederek, buruk kalplerin yavaş atan nabzını dinleyerek anlaşılamamanın, ötekileşmenin, hep suçlanmanın acısını yaşarlar yalnız başına ay ışığında gezerken.

Gece yarısını çoktan geçmişti. Uzun adam kocaman taşın üstüne çıkıp yıldızları izlemeye başladığında; içindeki ses “nereden nereye” dediğinde duymamazlıktan gelip içini kaplayan hüzne eşlik ederek parlayan ayı ve mavi kadının yıldızını seyre daldı. Geçmişin içinden süzülüp bugüne kadar kendinde, yaşamında oluşan değişimleri sorguladı beyninde.

Hafif çiseleyen yağmura aldırış etmeden esen rüzgara eşlik edercesine evrende yüreği kadar   yer kaplamayan gövdesinin rüzgara karşı koyma mücadelesini sessizce izledi tıpkı kalbindeki mavi kadının kendisinden sessizce uzaklaşmasına sessiz kaldığı gibi. Hep öyle değil miydi zaten kaybetmelere alışkın yüreğinin bu sessizliğine. Hayatta tutunamayanların hikayesidir aslında mavi vurgun hikayesi.

Çömelip oturmakta buldu çareyi yoksa çiseleyen yağmurla esen rüzgarın artan hızına daha fazla dayanamazdı bedeni. Aşağısı uçurumdu. Her ne kadar içinden yaşama arzusu azalmış olsa da  yine de mavi kadının var olduğunu bilmek yaşamak için tek yeterli sebepti uzun adam için.

Bağdaş kurup uzun uzun seyre daldı gökyüzünü. Kendini yüreğindekine emanet etmek istercesine az önce sardığı kaçak tütün sigarasını yakıp derin bir nefes çekerek yarılayıp attı sigarasını. Onun bile tadı yoktu artık. Bu yalnız gecede sigarasının bile tadı yokken, o bile eski tadı vermiyorken nasıl güzel bakabilirdi yarınlara. Dolup taşacak bir yürek ancak hüzün oluştururdu gönüllerde.  Olması gerekenin olmaması kadar acı yoktur dünyada yüreği acıtan bu yalnızlıkların. Dalıp dalıp ölçüp biçmenin kalmadı gayesi dedi kendine. Sakındığımız her şeyin bir gün gelip yok olacağını bile bile sakındı mavi kadını her şeyden. Belli ki çok sevmenin, değer vermenin, vazgeçilmezlik duygusunu tattırmanın bedelidir bu saatte burada bedenen ve ruhen yalnız olmasının.

Saatine bakıp gitmesi gerektiğini düşündü. Kocaman taşın üzerinde geriye dönüp çıktığı yolu geri dönerek arabasına doğru gitti. Oturup dünün ve bugünün değerlendirmesini yaptı tekrardan o anda. Nedenleri sorgulayarak en acımasız eleştirileri yaptı kendine. Ceza kesmeye gerek yoktu mavi kadınsız kalan yüreğine. Çünkü Onsuzluk en büyük ceza değil miydi zaten?

İNSAN SEVİLDİĞİNDEN DEĞİL, SEVDİĞİNDEN EMİNDİR HER ZAMAN…

 

Fotoğraf: Servet Üstün Akbaba

 

Önceki makaleBir Zaman/Bak Işık Kokuyor.
Sonraki makaleKağıt toplayıcılarına dair…
LÜTFEN OKUYUN. 3.göz bir kolektif dayanışma platformudur. Patronu olmayan, ticari bir kaygı gütmeyen ve düşünsel içeriklere yer veren bir sitedir. Alıntılarda isim ve adres belirtir ve sitenin özgün içeriklerini kullananlardan da aynı duyarlılığı bekler. Edebi bir dil ve objektif bir yaklaşım ve özgün bir düşünceyi esas alır. Sıra dışı olmayı hedefler. İçeriklerden her yazar kendisi sorumludur. Site basın yayın etik kurallarına, insan hak ve özgürlüklerini belirleyen sözleşmelere uyar, uymayı temel alır. Şeyhmus Çakırtaş Genel Yayın Yönetmeni Twiter : @seyhmuscakirtas