Hasan Kaya yazdı…

Sevginin, bağlılığın, aşkın ve sevdanın karşı konulmayan ve  zaptedilmez çekim gücüne karşı koyamamanın derin acizliğini yaşayan yürekler acı çekerek olgunlaşırlar. Bu olgunluk yaralı yüreklerde kabuk tutmayan yaranın gün be gün deşilmesi ile eşdeğerdir. Dışardan bakıldığında görülmeyen fakat acısını çeken ve çektirenin bildiği gönül yarasının ne kaf dağlarında nede çocuklukta anlatılan masallardaki olağanüstü canlıların bulunduğu diyarlarda dermanı yoktur. Kalbi/yüreği olanın bir kere yakalandığı bu amansız iyileşmeyen yara uzun adam ile mavi kadının modern çağda yaşama fırsatı bulan benzersiz  sevdalardan biridir. Dalıp dalıp uzaklara onu aramakla geçen günlerin beyhude çabalarını yaşamanın derin üzüntüsünü bu yürek ne kadar kaldırabilir acaba?

Esen rüzgarda kokusunu aramak, doğan güneşle benzerliğini düşünmek, atan kalpte onu hissetmek, bir ağacın gölgesinde onu anmak, gece uykusuzluklarında yastık yerine onun dizlerinde uyumayı hayal etmek, yolda yürürken ona rastlama ihtimalini düşünüp tebessüm etmek kadar kalbi bir bağlılığın esaretini yaşayan uzun adam; başı belli fakat sonu belli olmayan bu yolcuğun tatlı yorgunluğu ile acı yükünü beraber taşımanın hem sevincini hem acısını yaşıyordu yaşamının her anında her alanında.

Yaslanıp bir ağaca dayadı sırtını mavi kadın karşıdan gelen insanlara yüzünü dönerek. Öyle yorgun öyle bitkin ve öylece halsiz baktı kendisine doğru yürümekte olan bu kalabalığa. Hiçbir anlam ifade etmeyen koca koca yığınlar uzun adam olmadan bir anlam ifade etmiyordu. Çaresizlik onsuzluk ile aynı anlamı taşıyordu. Baktıkça sol yanına onun için atan bir kalp ve onun için açılıp kapanan gözler sadece onun sesini duyan kulaklar ve onun için alınıp verilen bir nefes vardı ağacın köküne sırtını verip oturan mavi kadında. Geçmişe dönüp bakarken onsuz geçen yılları yaşanmamış sayıyordu. Ömrünü ondan önce ve ondan sonra iki parçaya bölse yeriydi bir sonbahar mevsiminin Kasım ayında başlayan bu büyük sevdaya daldıkça.

Sokak başında bekleyen birkaç kişinin varlığını bile hissetmeden hızlı adımlarla yürüyen uzun adam varacağı yeri bilmeden sadece gittikçe hızlanıyordu. Durmadan ve tempoyu artırarak ilerliyordu. Aslında gitmek istediği yer belliydi. Kimsenin olmadığı kalbindekiyle baş başa kalacağı sessiz sakin bir yer arıyordu. Nihayetinde şehrin dar sokaklarından çıkıp geniş bir parka ulaştı. Esen rüzgar ve ağaçların hışırtısı ile kendini yarı ıslak çimlere bırakıp sırt üstü uzandı. Bu kadar yürüdükten sonra yorgun düşen bedenine eşlik eden göz kapakları hafiften kapanmaya başlayınca çimenlerinde ıslak olmasını bahane eden uzun adam oturup kabuk tutmayan yarasının sahibini hayal etmeye başladı. Zaten buraya gelmekte ki amacı da bu değil miydi?

Yaşamda hiçbir amacı olmayan insanlar beşikten mezara kadar çalışır didinir bir miktar mal mülk biriktirir ve ansızın bir gün hepsini geride bırakıp gitmek durumunda kalır. Gün gelir geride bıraktıkları için arkasında göz yaşı dökenler onun bıraktıkları için amansız bir mücadeleye girişirler. Hayatta kalbi sevgi ile yoğrulmuş bir kalbe girip kalbine birini almış insanların ise yüreğindekiler için bitmeyen umutları vardır. Bir gün bedenen yok olup gittiklerinde başka yürek de var olduklarından aslında sevgi, ask, sevda gibi ölümsüz olurlar. İşte uzun adam ile mavi kadının hikayesi de tam olarak budur…

Umut her şeyden muaf…..

Resim: Feyzi Çelik

Önceki makaleBir Adana Güncesi…
Sonraki makaleDola Qulinga ve Bingöl’ün Yüzen Adaları
LÜTFEN OKUYUN. 3.göz bir kolektif dayanışma platformudur. Patronu olmayan, ticari bir kaygı gütmeyen ve düşünsel içeriklere yer veren bir sitedir. Alıntılarda isim ve adres belirtir ve sitenin özgün içeriklerini kullananlardan da aynı duyarlılığı bekler. Edebi bir dil ve objektif bir yaklaşım ve özgün bir düşünceyi esas alır. Sıra dışı olmayı hedefler. İçeriklerden her yazar kendisi sorumludur. Site basın yayın etik kurallarına, insan hak ve özgürlüklerini belirleyen sözleşmelere uyar, uymayı temel alır. Şeyhmus Çakırtaş Genel Yayın Yönetmeni Twiter : @seyhmuscakirtas