Rıfat Mertoğlu yazdı.
Mezopotamya, ya da diğer bir deyişle ‘İki nehir arasındaki topraklar’ kadim zamanlardan bu yana insanlığa kucak açmış, yurt olmuştur. Bu bereketli topraklarda Sümerler, Akadlar, Babiller, Asurlar, Urartular büyük uygarlıklar kurmuşlardır. Yazının ilk kez kullanılması, tekerleğin icadı, şehir planlamaları, astronomi ve matematik bilimlerinin keşfi bu topraklarda gerçekleşmiş, tüm dünyaya yayılmıştır.
Siverek; işte bu uygarlıkların kültür mirası üzerine kurulmuş tarihi bir kenttir. Geçmişi neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir. Kadim geçmişi kadar doğal güzellikleri de olan kentimiz, ne yazık ki günümüzde üvey evlat gibi boynu bükük kalmıştır.
Siverek’te görev yaptığım yıllarda hemen hemen bütün köy ve mezralarını gezme, görme imkânı buldum. Görmediğim hiçbir yeri kalmadı diyebilirim. Karacadağ doruklarından, Fırat Vadisine kadar uzanan o muhteşem coğrafyada keşfedilmemiş nice güzelliklere şahit oldum. Çermik taraflarında, Siverek topraklarının başladığı Hop köyünden, yetim bir çocuk gibi Gerger’e bakan Nigit köyüne, bir kartal yuvasını andıran Kılgan’dan, nar bahçeleriyle ışıyan Ketine’ye, kanyonların sırtına yayılmış Desman’dan, burnunu Fırat’a uzatmış Takoran’a, ihtişamlı duruşuyla tarihe meydan okuyan Divan’dan, Ğerzno, Hedro, Güngörmez, Seyrange, Alankoz, Deveboynu’na. Sonra Kalemi’ye, Nisibin’e, Tılakin’e, İnik’e… Yalçın kayalıkların, derin kanyonların, yeşil vadilerin içine kurulmuş keşfedilmeyi bekleyen cennet köyler. Muhteşem güzellikte olan bu köyleri, yabancıları bir yana bırakalım, Sivereklilerin büyük çoğunluğu bile görmemiştir. İşte asıl insanın içini acıtan da budur. Binlerce kilometre uzak, yabancı bir ülkedeki doğal güzellikleri merak ederiz de burnumuzun dibindeki, bizim olanı görmeyiz bile, ya da görmezlikten geliriz. Siverek’te söylenen Kürtçe bir atasözü vardır, “Gihayé hefşo tahle” yani, “Avludaki ot acıdır” Avlumuzdaki otun ne kadar önemli ve değerli olduğunu anladığımız an eminim birçok sorunumuz kendiliğinden çözülecektir.
İsimlerini andığım Fırat Vadisi’ndeki köylere defalarca gitme imkanı buldum. Divan’da, Kılgan’da yamaç paraşütü, Hop’ta, Meğtele’de doğa yürüyüşleri, Nisibin’de su sporları, Desman’da teknelerle kanyonlarda gezinti turları, Tüverek’te, Ğerzno’da Fırat’a karşı sabah kahvaltıları yapmak çok uzak düşler değil. Köylerimizde bu potansiyel var, doğal zenginlikler fazlasıyla mevcut.
Avlumuzdaki ot acı değildir, başka yerlerde cenneti aramayalım.
Siverek’i İl Yapma ve Kalkındırma Derneği’nin bu bültenle, Fırat Vadisi’ndeki doğal güzelliklere dikkat çekme çabalarının olumlu karşılık bulmasını ve kentimizin özellikle keşfedilmeyi bekleyen cennet köylerinin turizme kazandırılmasını diliyorum.
2005
Önceki makaleSANATSAL FOTOĞRAFLARA BAKIŞ AÇIMIZ!
Sonraki makaleBir eski zaman tadı:Kahve tahl, mırra
LÜTFEN OKUYUN. 3.göz bir kolektif dayanışma platformudur. Patronu olmayan, ticari bir kaygı gütmeyen ve düşünsel içeriklere yer veren bir sitedir. Alıntılarda isim ve adres belirtir ve sitenin özgün içeriklerini kullananlardan da aynı duyarlılığı bekler. Edebi bir dil ve objektif bir yaklaşım ve özgün bir düşünceyi esas alır. Sıra dışı olmayı hedefler. İçeriklerden her yazar kendisi sorumludur. Site basın yayın etik kurallarına, insan hak ve özgürlüklerini belirleyen sözleşmelere uyar, uymayı temel alır. Şeyhmus Çakırtaş Genel Yayın Yönetmeni Twiter : @seyhmuscakirtas