Şeyhmus Çakırtaş yazdı…

Bu günlerde herkes ekonomi konuşuyor. Yediden yetmişe, kadından erkeğe herkesin gözleri dolar ve altın fiyatında. Abartmıyorum çocuklar bile doların fiyatını takip ediyor. Öğrenciler arasındaki sohbetin konusu doların yükselen fiyatına kayıyor. Köyden şehre, şehirden plazalara, gökdelenlere kadar herkes ekonominin ateşini takip ediyor.

Ekonomideki dalgalanmalara ilgisiz kalan var mı?

Hiç zannetmiyorum.

Herkesin gözü kulağı tv ekranlarına düşecek haberlerde.

Çünkü dolar ve altının artması demek ekmekten suya her şeye zam anlamına geliyor. Halkın ilgisi bundan. Yoksa herkes altın ve döviz ticareti yapmıyor. Sadece ekmeğinin küçülmesini kaygı ile takip ediyor.

Oldum olası parayla aram iyi olmadı. Ne matematiğini sevdim, ne de kendisini. Hikayesini, teoremlerini anlamakta zorlandım, hayatın eşitsizlik paradoksunda paranın önemli bir ağırlık teşkil ettiğini acı deneyimlerle anladım. Eşitsizlik para ile çözülmüyor ama makas aralığı paraya bağlı olarak artıyor ya da azalıyor.

Velakin zoraki bir beraberlik bizimkisi.  İnsanı yoran, strese sokan bir beraberlik. Ne onsuz olunuyor, ne de onunla…

Fotoğraf çeken birisi olarak zaman zaman kendimi sokaklara atıyorum. Türkiye’nin bütün sokaklarını gezdim dersem yalan olur. Olanaklarım çerçevesinde yakın çevremden başlayarak insanların devamlı gittiği yerleri ziyareti ediyor, insan hikayeleri dinlemeye çalışıyorum.IMG_9646.JPG

Her kesimden insanla karşılaşıyor, bazen çaylarını içiyor ve hayatlarına dokunmaya çalışıyorum. Zaman zaman ilginç yaşanmışlıklar çıkıyor karşıma. Hayatı özetleyen, propagandaya gerek kalmadan ortaya konulan gerçeklerle tanışıyorum.

Fotoğraf çekip, büyük resmi görmeye çalışıyorum.

Her kentin, her sokağın kendine has bir yapısı var. Birbirine benzese de aralarında farklılıklar dikkatlice bakıldığında ortaya çıkıyor.  Kimi zaman bir sokak, kimi zaman bir meydan ya da pazar toplumun nabzını anlatıyor, olup bitenler hakkında ip uçları veriyor.

Bu nedenle siyaset bilimciler toplumsal nabzı dinlemek için çarşı pazar gezer, olanlara kulak kabartır ve bir sonuca varmaya çalışır.

Bu bir kural değil elbet. Ama genelde izlenen yol bundan ibaret.

Urfa’nın eski ticaret merkezleri olan hanlarda konuşulanla, İstanbul Tahtakale’de konuşulanların aynı şeyler olmadığını da biliyorum. Ama son günlerde sohbetlerin paralel bir noktaya geldiğini görüyor, tanık oluyorum. Bütün kentlerin nabızlarının attığı meydan ve sokakları hemen hemen aynı kaygı içinde.

Gidişat nereye?IMG_9626.JPG

Esnaf, çiftçi, işçi, işsiz herkes yaşananları hayret ve tedirginlik içinde izliyor, ne olduğunu anlamaya çalışıyor.

Çarşı pazar, kısacası bütün sokaklar zam grafiğinin gölgesinde.  Akaryakıta yapılan zam,  bütün hayata sirayet ediyor.

En başta ekmek küçülüyor, tencere eskiye oranla daha zor kaynıyor. Bu bir yanılsama ya da propaganda değil. Ortaya çıkan sonuç.IMG_9755.JPG

Bizim buralarda ekmek, çay ve peynir temel besin maddesi. Ekmek dolar hareketliliğinden bu yana    % 30 zamlandı. İthal yani kaçak çayın fiyatı 90 TL’den 135 TL’ye  fırlamış durumda. Peynir ise en fazla artan gıda maddeleri arasında. 17-20 TL olan taze peynirin fiyatı bu ara 35-40 TL arasında seyrediyor. Tam yağlı salamura peynir ise 80 TL’i çoktan aştı.

Bu rakamlar mahalle arasında, üçüncü sınıf bakkal fiyatları. Daha seçkin marketlerdeki fiyatların daha yüksek olduğunu yazmama gerek yok.

Bizim buralarda reel ekonomi tarım ve hayvancılığa dayalı.  Yıl iyi geçerse, yağmur yağıp, toprak verimde cömert davranırsa işler yolunda sayılır. Ekimden herkes faydalanır, bol sütten herkes nasibini alır.IMG_9721.JPG

Yok yıl kötü gider, kuraklık olursa sonuç herkes açısında kötü olur.

Bu klasik döngünün hızını artıran başka nedenler de var. Döviz ve altın fiyatlarının sürekli artma eğilimi yeni bir kuraklık dalgası yaratmış durumda. İki yıldır azalan yağışa, zam yağmuru eşlik etmesi işleri içinden çıkılmaz bir noktaya doğru götürüyor.

Buralarda altın ekip biçmiyoruz. Ama geçmişten gelen alışkanlıklardan dolayı çoğu insan gelirini altına bağlar. Ekonomi bilgisi olmayan bile altını en güvenilir yatırım aracı olarak görür. Ayrıca düğün dernek altın çevresinde şekilleniyor. Ürün az, verim düşük olunca elde avuçta bir şey kalmıyor. Hani o kırmızı kalp var ya, sarı altınla sarmalandığında düğün dernek şen geçiyor. Yoksa yüzler gergin, düğün dernek sönük…

Borsa, döviz hayatımıza girmiş olsa bile genelde buğday ve pamuğun emtia karşılığı altın oluyor. Bu herkesin altını var anlamına gelmiyor. Binlerce mevsimlik işçi yılın dokuz ayı uzak memleketlere çalışmaya gidiyor. Altını, doları bir arada görme şansları yok. Karınlarını doyurabilseler, mutlular.

Peki niye bunları anlatıyorum.

Sebebi açık…

Toplumun alım gücü düşüyor. Elinde altın ve dövizi olanlar kazanıyordur belki ama üretim yapan, işçilikle geçinenler giderek yoksullaşıyor.  İşsiz olanları söylemiyorum bile. Onlar zaten tam bir travma…

Benden 15 yaş büyük ablamın 2 ineği var. Yem fiyatları nedeniyle ineğini satmayı düşünüyor. Elde ettikleri süt masrafları karşılayamıyor. Oysa geçimleri  iki ineğe bağlı.  Satsalar ne olacak?

Bilemiyorum…

Aynı şey başka iş kollarında yaşanıyor. Elinde mal olan satmak istemiyor. Çünkü sattığı malı aynı fiyata alma imkanı yok artık.

Bizim buralarda çok konuşanlara yönelik olarak şöyle denilir. Çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz.

Sanırım bir nokta koymam lazım.

Dönemin birinde çevrede hatırı sayılır tüccar, ticareti bir güle benzetmişti. Biraz koklar, başkasına verirsin. O da biraz kokusunu alır, başkasına devreder. Elden ele dolaşır, kokusundan herkes faydalanır demişti.

Ne zaman ki gül solar, elinde solmuş gülle yetinen zarar etmeye başlar. O zarar sadece tüccarla sınırlı kalmaz. Çevresini de etkiler.

Son bir anekdot ile nokta koyuyorum.

Birisi parayı, malı, mülkü kartopuna benzetmişti. Yuvarlandıkça büyür, güneş gördükçe küçülür, erir demişti.IMG_9859.JPG

Neyse kıssadan hisse.

Dolar ve altının ateşi düşmedikçe söylenenlerin bir kıymeti harbiyesi yok sokak aralarında.  Tek gerçeklik küçülen ekmek ve giderek zorlaşan hayat şartları.

 

Önceki makaleZamansız ölümler kervanı ve Tahir Elçi
Sonraki makaleCoğrafya Kaderdir…
LÜTFEN OKUYUN. 3.göz bir kolektif dayanışma platformudur. Patronu olmayan, ticari bir kaygı gütmeyen ve düşünsel içeriklere yer veren bir sitedir. Alıntılarda isim ve adres belirtir ve sitenin özgün içeriklerini kullananlardan da aynı duyarlılığı bekler. Edebi bir dil ve objektif bir yaklaşım ve özgün bir düşünceyi esas alır. Sıra dışı olmayı hedefler. İçeriklerden her yazar kendisi sorumludur. Site basın yayın etik kurallarına, insan hak ve özgürlüklerini belirleyen sözleşmelere uyar, uymayı temel alır. Şeyhmus Çakırtaş Genel Yayın Yönetmeni Twiter : @seyhmuscakirtas