Hüseyin Turan yazdı.

İlginizi çekmese de, okumadan geçseniz de ben bu yazıyı yazmayı görev olarak kabul ettim.
Şimdi yazacağım yazı sizden çok uzak da olabilir-ilgilendirmeye de bilir veya tam tersi, sizi tümden ilgilendire de bilir. Buna karar verecek olan ben değilim. Yazının sonuna kadar okunması halinde, okuyucu olarak siz karar vereceksiniz.
Aralık 2019 tarihinde Çin’de ortaya çıkıp Dünyaya yayılan ve ülkemizde Mart 2020’den beri gündemimizi, günümüzü ve hayatımızın her alanını işgal eden, zihnimizi dolduran, davranışlarımızı değiştiren, yaşamımıza yön veren, Bilim insanlarının “Pandemi”  dedikleri COVİD-19 (Korona) virüs salgını nedeniyle, Dünya genelinde olduğu gibi Ülke genelinde de salgından korunmak ve bulaşı riskini ortadan kaldırmak veya aza indirmek için yoğun tedbirler alındı. Çıkarılan yönetmelikler ve yayınlanan genelgelerle tüm resmi, yarı resmi ve özel kurum ve kuruluşların bu süreçte uyması gereken kurallar manzumesi ilan edildi.
Her kesin bu kurallar manzumesine riayet etmesi istendi.
İlk başlarda 14 kural olarak hayat bulmaya çalışan bir yaklaşım sergilesin istendi. Zamanla Maske-Mesafe-Hijyen olarak daha net ve açık bir yaklaşım sergilememiz istenerek, salgının yayılma hızının kontrol altına alınması hedeflendi/hedefleniyor. Son süreçte bu slogan Maske, Mesafe, Hijyen ve Aşı olarak revize edildi.
Bütün bu tedbirler, elbette yaşamımızın sürekliliğini sağlama ve kalitesini koruma amacıyla yapılıyor, bunu biliyoruz.
Demokratik, yarı demokratik (ve totaliter) toplumlarda göstermelik de olsa, işçilerin örgütlü yapısı olarak adlandırılan ve çoğunlukla da “Sarı” olarak adlandırılan sendikalar var.
Sendikalar, özü itibarıyla işçilerin sosyal haklarının korunması ve özlük haklarının güvence altına alınması için mücadele eden kurumsal örgütlü yapılardır.
Verilen mücadelenin temel amacı; “işçi ve emekçi halkın ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmesini artırıcı her türlü bilimsel çalışmaya öncelik tanırlar. İşçi haklarına örgütlülük bilinci ile sahip çıkmayı, bu bilinç temeli üzerinde kalıcı sonuçlara ulaşmayı, Çağdaş ve demokratik yöntemler yoluyla sınıfsal ve toplumsal kalkınmayı hedef alan bir mücadeleyi sürekli kılmayı TEMEL AMAÇ” sayarlar.
Günümüzde bu amaç için örgütlenmiş olsa bile, sarı sendika kategorisine girip işçi haklarını göz ardı eden, özellikle pandemi döneminde işçilerin sağlık koşullarının iyileştirilmesini önemsemeyen sendikalar da mevcut.
Niyetim Sendikaların faaliyetlerini anlatmak veya sorgulamak değil. Merak eden internetten araştırıp öğrenir. Bu konu size bir tuş kadar yakın.
Pandemi sürecinde diğer faaliyetlerinin yanı sıra, Sendikaların işçilerin sağlığını ve güvenliğini, işverenin de iş sağlığı ve güvenliğini yasal zorunluluklar nedeniyle önemsediklerine dair açıklamalar duyduk ve yaklaşımlar gördük.
17 temmuz 2013  tarih ve 28710 Sayılı İşyeri bina ve eklentilerinde alınacak sağlık ve güvenlik Önlemlerine ilişkin yönetmeliğin;
50. Maddesinde; “İş elbisesi giyme zorunluluğu olan çalışanlar için, yeterli büyüklükte, uygun aydınlatma, havalandırma, termal konfor ve hijyen şartlarını haiz, kadın ve erkek çalışanlar için ayrı ayrı soyunma yerleri sağlanır”,
51. Maddesinde; “Soyunma odalarında her çalışan için çalışma saatleri içinde giysilerini koyabilecekleri yeterli büyüklükte kilitli dolaplar bulundurulur. Nemli, tozlu, kirli, tehlikeli maddeler ile çalışılan yerlerde ve benzeri işlerde iş elbiseleri ile harici elbiselerin ayrı yerlerde saklanabilmesi için yan yana iki bölmeli veya iki ayrı elbise dolabı sağlanır” denilmektedir.
Pandemi süreciyle birlikte, yukarıda belirtilen soyunma odası ve Elbise dolabı, daha çok önem kazanmaya başladı. Özellikle Kamu ve Özel kurum hastahanelerinde çalışan bütün sağlık görevlileri başta olmak üzere, İş elbisesi giyme zorunluluğu olan bütün kurumlarda çalışanlar için bu durum daha da önemli ve zorunlu hale geldi.
Düşünsenize; bir sağlık görevlisi, iş elbisesi giymiş, toplu ulaşım aracıyla evine gidiyor, hastahane ortamında, hastalarla temas esnasında her türlü virüsün-mikrobun bulaştığı elbisesi sayesinde hastalığı toplu ulaşım aracındaki diğer yolculara da bulaştırıyor.
Ya da tam tersi bir durum; iş elbisesi ile evden çıkıp çalıştığı hastahaneye giden bir sağlık görevlisini düşünün. Evden iş yerine kadar uğradığı, temas ettiği her noktadan topladığı mikropları hastahane ortamına taşıyor. Dokunduğu aletlere, ilaca ve nihayetinde hastaya, dışarıdan getirdiği her türlü virüsü-mikrobu bulaştırıyor.
Farklı bir örnek de Belediye işçileri için verilebilir. Temizlik işçileri başta olmak üzere, fen işleri ve park-bahçe işlerinde çalışan belediye işçilerine, iş esnasında giymeleri ve çalışma esnasında tanınmaları amacıyla giymeleri için verilen iş elbiselerini, işçiler, soyunma odaları ve elbise dolapları olmadığındandır, evden giyinip çıkarlar, akşama kadar elbiseler üzerlerinde her türlü ortamda bulunur, temas ederler ve aynı elbiselerle akşam evlerine dönerler. Hijyenden uzak, gün boyu her türlü virüs saldırısına açık bir şekilde çalışan işçi, soyunup elbise değiştirecek yeri olmadığı için, kendisine bu hak verilmediği içi, bu bilinç aşılanmadığı için, kendisi, ailesi dâhil, bindiği toplu ulaşım aracındaki bütün yolcuların sağlığını tehlikeye atacak şekilde araca binip evine dönüyor. Bu durum, size gayet doğal gelebilir.
Çağdaş toplumlarda, özellikle toplu taşıma araçlarında yolculuk yapan insanların uymak zorunda oldukları yazılı olan – olmayan bazı kurallar var.
Bunlar;
1. Araçlarda telefonla konuşmamak gerekir.
2. Yüksek sesli müzik video film vb. dinlememek gerekir
3. Sürücülerle konuşmamak gerekir.
4. Kişisel temizliğe dikkat etmek gerekir.
5. Büyüklere, hasta, yaşlı, kadın, çocuk ve gebelere yer açmak,  yer vermek gerekir.
6. Şoförün dikkatini dağıtacak hareketlerden kaçınmak gerekir.
7. Araç içerisinde yüksek sesle konuşmamak gerekir.
8. Diğer yolcuların haklarını gözeterek kimseyi rahatsız etmemek gerekir.
9. Araç içerisinde yolculuk esnasında yemek yememek gerekir.
10. Yolculuğun güvenliğini tehlikeye sokacak hareketlerden kaçınmak gerekir.
11. İneceğimiz durağa gelemeden önce hazırlanmak gerekir.

Listeyi uzatmak mümkün elbette. İlk başta aklıma gelenler bunlar.
Benim, üzerinde durmak istediğim esas kural, 4. Ve 8. Sırada belirtilen kurallar. Kişisel temizliğe dikkat etmek ve Diğer yolcuların haklarını gözetmek.
Soyunma odası ve elbise dolabı olmayan bir çalışan, bu kurallara nasıl uyacak veya bu kuralları nasıl uygulayacak?
Sorun sadece Belediye işçileri, sağlık çalışanları değil aslında, hemen hemen tüm branşlarda çalışanların çoğunluğu aynı durumda.
Ya soyunma odaları ve elbise dolapları yoktur ya da iş elbisesiyle toplum içine girilmemesi gerektiğine dair toplumsal sorumluluk bilinci…
Her iki yönden de sorumluluk dönüp dolaşır ve işverene dayanır.
İşveren; İş sağlığı ve Güvenliği yasasında da açıkça belirtildiği üzere, bu koşulları hazırlamak, sağlamak ve uygulatmakla sorumludur.
Toplumumuzda, ne yazık ki bu bilince ulaşmış işveren sayısı çok azdır. Bu durum sadece Kamuda değil, özel sektörde de böyledir.
Yaşanan aksaklıklar ve ortaya çıkan olumsuzluklarda, Kamu kurum ve kuruluşlarındaki yöneticiler sorumluluğu İSG uzmanlarına havale edip işin içinden sıyrıldıklarını sanırlar. Aslında yanılırlar. Toplumsal sorumluluk, herkesi bağlar ve İSG talimatlarının uygulanıp uygulanmadığını, bu talimatlara uyulup uyulmadığını denetlemekle sorumluluk altında olduklarını hatırlatmak lazım.
Özel sektör işverenlerini değerlendirmek bile istemiyorum. Onlarda toplumsal sorumluluk yerine “bireysel kâr hırsı” ön plandadır. Maliyeti düşürmenin bin bir türlü yolunu, insan hayatını boşa sayma pahasına arayıp bulurlar. Masraflardan kaçınırlar ve her türlü harcamayı kısarlar.
Örneğin Elli çalışanı olan bir işletmenin 3 soyunma odası 5 elbise dolabı ile sorumluluktan kurtulmaya çalıştığını, böylelikle işi kotarmaya çalıştığını biliyoruz.
Kamu sağlığını korumak ve bu konuda bilinçlendirmeyi yaygınlaştırmak, kamu kurum ve kuruluşlarının başat görevidir.
Bunların takipçisi ve denetleyicisi konumda da sendikalar var.
Sarı sendikaların ve sendika baronlarının hâkim olduğu iş yerlerinde soyunma odaları ve elbise dolaplarının bulunmaması pek sorun olarak algılanmaz.
Malum; işçi özlük haklarını savunmayanların sosyal hakları savunması ve denetlenmesi de beklenmez. Bakmayın siz, tüzüklerinde  “Hizmetle emek arasında bir tamamlayıcılık olduğundan hareketle, ‘Önce İnsan Önce Emek’, ya da “insan hakları, çoğulcu ve özgürlükçü demokrasi kuralları, Atatürk ilkeleri, milli, demokratik, lâik ve sosyal hukuk devleti anlayışı çerçevesinde çalışanların hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek amacını taşır…” yazdıklarına. Sendika baronları koltuğa kurulduktan sonra, ne emeğin kutsallığı, ne işçinin hakları ne de çoğulcu ve özgürlükçü demokrasi, akıllarına bile gelmez.
Temizlik işçisinden güvenlik görevlisine, infaz koruma memurundan hemşireye kadar, hemen her iş kolunda, iş elbiseleri-üniformalarıyla dolaşan çalışanları görmek sıradan bir durum. Bunun değişmesi-değiştirilmesi lazım. Bu konuda sorumlu olan sendika yetkililerini göreve davet ediyorum. Çalışma koşullarının iyileştirilmesi, soyunma odalarının ve elbise dolaplarının temin edilmesi için gerekeni yapmalısınız.
Uzun zamandır izliyorum, fırsat buldukça da işçilerden özellikle soruyorum. Çalıştıkları iş kolunda sendikalı olduklarını, İşyerinde soyunma odalarının olmadığını, elbise dolaplarının bulunmadığını öğrendiğimde üzülüyorum sadece. Olması gerekeni dilimin döndüğünce anlatmaya çalışıyorum. Ne yazık ki işkolunu yetki anlamında ele geçiren sarı sendikalar, işçileri göz ardı ediyor.
Toplu ulaşım araçlarını kullanan bu çalışanların, İş elbisesiyle dolaşmaları, virüsün bulaşma hızını arttırmasının yanı sıra, insani çalışma koşullarından mahrum bırakılmaları kabul edilemez.
Bu izlenimlerim sırasında çektiğim bazı fotoğrafları burada paylaşıyorum. Bu iş elbisesiyle dolaşan işçilerin, dışarıdan aldığı mikrop ve virüsleri yayma olasılık oranlarını siz hesap edin.
18.09.2021
Şanlıurfa

Önceki makaleBağ Bozumu
Sonraki makaleMavi Vurgun- 6
LÜTFEN OKUYUN. 3.göz bir kolektif dayanışma platformudur. Patronu olmayan, ticari bir kaygı gütmeyen ve düşünsel içeriklere yer veren bir sitedir. Alıntılarda isim ve adres belirtir ve sitenin özgün içeriklerini kullananlardan da aynı duyarlılığı bekler. Edebi bir dil ve objektif bir yaklaşım ve özgün bir düşünceyi esas alır. Sıra dışı olmayı hedefler. İçeriklerden her yazar kendisi sorumludur. Site basın yayın etik kurallarına, insan hak ve özgürlüklerini belirleyen sözleşmelere uyar, uymayı temel alır. Şeyhmus Çakırtaş Genel Yayın Yönetmeni Twiter : @seyhmuscakirtas