Zülfü Alımterin yazdı.

Hüseyin elindeki biber ve patlıcanlarla dar sokaklardan yürüyerek fırına ulaştı. Fırıncı Ali onu kapıda karşıladı. Biber ve patlıcanları elinden alıp ahşap tezgâhın üzerine koydu, biber ve patlıcanları ayrı ayrı şişlere dizdi. Hüseyin kapının eşiğinde cebinden çıkardığı sigara tabakası içinden gece sardığı tütünü yaktı ve derin derin içine çekti. İkinci sigarayı da bitirince yeleğinin sol cebinden çıkardığı parayı fırıncıya uzattı. Yeni çıkmış iki ekmekle biber ve patlıcanı uzattı fırıncı, Hüseyin’e. Hüseyin taş fırından çıkan kahvaltılıkları sıcak ekmeğin üzerine koyup işyerine doğru yürüdü.

Fırından çıkan taze ekmek kokusu, kuş sesleri, rüzgâr sesi birlikte içinde görkemli bir mutluluk seremonisi oluşturuyordu.

Şehir, bu sabah nazlı bir kız gibiydi. Coşkulu, sessiz, arzulu ve kendinden emin.

Biraz sonra demircilerin örs sesleri, simitçi ve insan sesleri ile rüzgâr sesi birbirine karışacak ve şehir ayrı bir renge bürünecekti.

Ve derin bir uğultu…

Sabaha henüz gözlerini açan şehir birazdan var olduğunu hissettirecek ve çığlığını yükseltecekti…

Ermeniler

Süryaniler

Kürtler

Araplar

Türkler.

Şehri şehir yapan herkes, kendi rengini katarak, şehri biraz daha şehir yapacaktı.

Kanatlanacaktı şehir.

Barış ve kardeşlik şarkıları söyleyecekti.

Ezan seslerinin çan sesleri içinde eridiği, havra, cami ve kiliselerin kol kola verdiği bu şehirde kimsenin kimseden üstünlüğü yoktu, herkes eşitti.

Ve şehir herkesindi.

Şarkılar, türküler, hoyratlar iç içe bir ahenk oluşturuyordu.

Mahalleler farklı olsa da acılar, sancılar, sevinçler, düğünler, cenazeler aynıydı.

Şükürler olsun dedi Hüseyin kendi kendine. “Şükürler olsun, böyle bir kentte nefes alıp verdiğim için. Böyle güzel insanlarla aynı havayı paylaştığım için… Şükürler olsun…

Dudaklarının etrafında bir tebessüm belirdi. Hep güler yüzlüydü O. Ama şimdi daha farklı bir içtenlikle belirmişti bu gülümseme.

Gülümseyen yüzüyle herkesin sevgisini ve saygısını kazanmıştı Hüseyin. Ama bu sevgi onu asla şımartmamış, aksine onun omuzlarına daha fazla bir sorumluluk yüklemişti. Sevilmek önemli bir şeydi onun için. Ama bu sevgiyi uzun süre taşımak zordu ve Hüseyin bilincindeydi bunun…

Bu sorumluluğun gereği olarak kepenklerini açan, hızlı adımlarla işine koşan, yolda yürüyen insanlara selam vermeyi hiçbir zaman ihmal etmezdi Hüseyin. Çünkü bu şehirde selam her şeydi.

Hüseyin, bu coşkuyla yürümeye devam ederken aklına akşam gördüğü rüya geldi. Karmaşık bir rüyaydı. Zaten rüyalar hep karmaşık olur diye düşündü. Elindekileri unutacaktı neredeyse. Kapalı çarşıya vardı. Her sabah olduğu gibi sabah namazından sonra tüm dükkânlar açılmıştı. Şehrin kalbiydi Kapalı Çarşı.

İçinde halı, kilim, keçe ve kürk gibi el emeği ürünlerin satıldığı Sipahi Pazarı, mahalli erkek ve kadın kıyafetlerinin, kumaş, başörtüsü, puşu, neçek ve yaşmakların satıldığı Kazaz Pazarı, Kınacı Pazarı, Pamukçu Pazarı, Neccar Pazarı, Hüseyniye Pazarı gibi birçok pazarı içinde barındıran Kapalı Çarşı.

Bal rengine, zaman zaman da hüznün rengi olan sarıya çalan bir taş tarlası edası oluştursa da Kapalı Çarşı çoğunlukla vakur kahverengi bir bulutu çağrıştırırdı.

Kapalı Çarşı, onlarca sokağı, binlerce güzel esnafıyla Hüseyin’ in her sabah dua ederek açmaktan büyük onur duyduğu mekândı. Bu gelenek babasından miras kalmıştı.

Gümrük Hanı’na geldiğinde elindekileri küçük masaya bıraktı. Az sonra çaycı masaya çayı koymuştu. Koca çınar ağacının gölgesi masayı kaplıyordu. Hüseyin kahvaltısını ettikten sonra bir sigara sardı ve onu çakmağının cılız ateşiyle yakıverdi. Güneş çınar yaprakları arasından süzülüp yüzüne vurmaya başlamıştı. İki yusuftutan ağacın dallarında oynaşıyordu. Aklına çocukken babasının anlattı efsane geldi.

Bak derdi babası, Yusuftutan kutsaldır.

Hz. Yusuf’u kardeşleri çok kıskanmaktadır. Ondan kurtulmak için bir plan yaparlar ve hemen işe koyulurlar. Planlarının ilk adımı babalarından izin isteyip onu ava götüreceklerini söylemektir. Hz. Yakup ise oğullarının küçük oğlu Yusuf’u kıskandıklarının farkındadır. Bu yüzden kaygısını dile getirir ve oğullarına korkarım Yusuf’u kurt kapar, der. Kardeşleri ise hemen itiraz eder ve o bizim kardeşimiz onu biz koruruz, derler. Yusuf’u yanlarına alarak ava çıkarlar. Kardeşlerin amacı Yusuf’u öldürmektir. Şehirden uzaklaşıp bir dağ başına geldiklerinde Yusuf’u nasıl öldüreceklerini tartışırlar. Bunun üzerine en küçük kardeşleri O bizim kardeşimiz. Onu öldürmeyelim. Bir kuyuya atalım. Gömleğini de bir hayvan kanıyla kirletip onu kurt kaptığı söyleyelim demiş. Hepsi bu fikri benimsemiş. Yusuf’un gömleğini çıkarıp avladıkları bir kuşun kanıyla gömleği kana bulamışlar. Yusuf’u da kör bir kuyuya atmışlar.

Yusuf kuyuda iken sesini sedasını duyacak kimse yokmuş. Bu sırada bir kus gelip kuyunun başına konmuş ve «Yusufumu tu tu tu Yusufumu tu tu tu» diye ötüyormuş. Yusuf kaç gün bu kuyuda kalmış ise o kadar gün hep başucunda bu kuş ötmüş durmuş. Bir zaman sonra oradan bir kervan geçmiş. Kuşun bir kör kuyu başında «Yusufumu tu tu tu» diye ötmesi kervandakilerin dikkatini çekmiş, gelip kuyuya bakmışlar. İçinde bir çocuk. Ve Yusuf’u kuyudan çıkarmışlar. Onu Mısır’da köle olarak satmışlar.

Urfa’daki yaygın inanca göre, işte bu kuş kumru kuşudur. Halk arasında ona Yusufututan kuşu derler. Avlamazlar ve etini yemezler. Onu öldürmeyi çok büyük günah sayarlar.

Hüseyin sigarasını daha derin çekmeye başladı. Cebinden çıkardığı bir lirayı çay tabakasına koydu ve sandalyesinde kalkarak çarşının içindeki bir sokağa girdi.

Sokaklar, yusuftutan, çay, biber, sokaklar ve yine yusuftutan… Hüseyin’in yürüdüğü yollar değil ama kafası çıkmaz sokaklarla doluydu…

Önceki makaleBABAMIN ANISINA
Sonraki makaleKadim kenttin izleri
LÜTFEN OKUYUN. 3.göz bir kolektif dayanışma platformudur. Patronu olmayan, ticari bir kaygı gütmeyen ve düşünsel içeriklere yer veren bir sitedir. Alıntılarda isim ve adres belirtir ve sitenin özgün içeriklerini kullananlardan da aynı duyarlılığı bekler. Edebi bir dil ve objektif bir yaklaşım ve özgün bir düşünceyi esas alır. Sıra dışı olmayı hedefler. İçeriklerden her yazar kendisi sorumludur. Site basın yayın etik kurallarına, insan hak ve özgürlüklerini belirleyen sözleşmelere uyar, uymayı temel alır. Şeyhmus Çakırtaş Genel Yayın Yönetmeni Twiter : @seyhmuscakirtas