Servet Üstün Akbaba yazdı…

” Yaprak döker bir yanımız

Bir yanımız bahar  bahçe” *

 

Güneşin  yumuşak sesi düşüyor yapraklara.. Hafif rüzgarla hışırdayan yaprakları usulca okşayan saka kuşu  boşluğa  bakıp,  ötüyor. İçimdeki sözcüklerin heceleri   sararıp ,döne döne kuru yapraklar gibi avlulara dökülüyor. Mevsimlerin bir sesi ,kokusu ,sonsuzluğa karışacak hikayeleri ,gizli suskunlukları  ,faniliğimizi bize anımsatan fısıldayışları olduğunu, an’ın sadece’’ bana ‘’ ait olmadığını ,hayatın geçiciliğini anımsatan büyüsüne kapıldığımda  güzü daha derin hissediyorum .

Güzün serin rüzgarlarıyla savrulan anılar ;dökülen çürük meyvelerin rayihasının  kokusu gibi ruhu başka bir aleme taşıyarak; cümleler ,bakışlar ,dokunuşlar ekliyor hayatımıza .Güzün kasvetli içi tüm ağırlığıyla iniyor yeryüzüne, herkesin bir güz türküsü, bakışı, tarifi, bekleyişi , kendini ifade etme  biçimi oluşuyor. Hayatın kıyısına düşen, mevsim rüzgârlarıyla savrulmayanlar, kendi sığ dünyalarının sınırlarına çekilip dalda çürüyen meyveler gibi dil üretip hayatın akışını bozuyorlar. Başkalarının kurgularının incelikli kurbanları içimizdeki  sarsılmayı  susturmak için varoluşumuzu sürekli olumsuzlayarak kendi sığ dünyalarının anlamını oluşturuyorlar.

Likenli taşlara,  yaşlı çınar ağaçlarına,yorgun yapraklara bakıyorum, her şey metaforlar oluşturarak anılarımızın bilinç altına dipnotlar düşüyorlar. Varolanlar,gerçek anlamlarının dışına taşarak güz renkleri gibi  ışıldayıp, rüzgarlarının eliyle düşlerimizin vadisineyaprak yaprak dökülüyorlar . Pencerenin peykindeki  bitkiler ve dışarıdakiler soldu, yapraklar çürüdü, kapılar dışarıya sımsıkı kapandı. Sepya rengi güz ikliminde içimize düşen acılaraynı kalmak için dirense de insan o ruh halini aşmak için direnç gösteriyor  .Uzaklar bakıyorum, pencereden içeriye esen sert  rüzgarın  dokunuşları ürpertiyor. Sesinde ince bir yara izi.’’Bir insan ömrünü neye vermeli ‘’türküsünün başlangıç sesi duyuluyor okaliptüs ağaçlarının nazlı hışırtılarında.

Hayat kesintisiz artık akıp geçmiyor , kayıp görüntüler, olmayacaklar, olabilecekler ,sezgilerimizle kavradıklarımız ,kurgusal gerçeklikler nasıl da insanın gerçekliğine dönüşüveriyor. Kayıp hikayelerin başlangıcı böylesi zaman aralığında daha derin hissediliyor. Kederli bitki uçları soluk yüzleriyle güneşin ellerine dokunuyor. Kelimeler bu anın anlamını tümüyle karşılayacak güce sahip mi bilmiyorum! Dilin ötesinde sessizlik ,varlığın ötesinde hiçlik, güz çıplaklığında hakikatin yitirilişi dip uğultusu gibi derinden hayatlarımıza akıyor .

Anladıkça uzaklaşan bir coğrafyanın sessiz dili içimizdeki. Anladıkça oluşan  insan ruhu daha direniyor ve kötü olana teslim olmuyor. Hayat yaşadığımız şeylerden oluşan bir şey mi? İnsanın kendine böylesi soruları sıkça sorduğu ,gerçeklerin kurgusallığının farkına vardığı, sürdürülemez olduğu farkındalığıyla itirazının yükseldiği mevsim oluyor  güz .

İnsanlar telaşla sokağa çıkıyor .Artık mevsim geçişlerini hissetmeyecek bir  uygarlığın eşiğinden geçiyor insanlık .Kırlangıçların kenti terk edip gittiğini kaç kişi hissetmiştir? Kaç kişi yanı başındaki ağacın yapraklarının solduğuna bakmıştır? Yerküreye karşı aidiyet duygumuzu çoktan yitirdik .Hayatın anlam çemberini daraltarak bencilce sınırlar çizerek ruhumuza evlerden mezarlıklar yarattık. Sürekli bir telaş haliyle hızla doğamızı terk ediyoruz. Duyguların kaotik sessizliğinde ,yalnızlığın çığlıklarıyla kendi hakikatini yitirmiş insanlığın ,yanlışta uzlaşmış ruhsuzluğu kuru yapraklar gibi zamanın boşluğuna savruluyor.

Dokunsam üşüyecek mavi. Güz güneşi  dokunuyor ruhun yaralarına. Yaranın üşümesi hiç geçmez, dilinde lekeli bir geçmiş gibi durur, dağılır bulutlar gibi anın içinde. Rüzgar yaprakları savuruyor birden boşluğa, pencereden dışarıya bakıyorum, her şey bakışımın biçimini alıyor. Öğrenci dokunuyor elime, “öğretmenim neden üzgünsün.?” diyor. Gülümsüyorum. Her şey ölümün o gizemli dokunuşunun eşiğinde, vakitsiz  toplayıp boşluğa  götüreceği an’ın sarmalında.

Ve ölür yapraklar. ‘’Yaprak döker bir yanımız. Bir yanımız bahar bahçe’’ şarkısı inceden inceye sızıyor  hayatımıza . İnsanlar da böylesi anlarda ağaçlar gibi derin suskunluğa çekiliyor, bekliyor baharın ılık nefesinin gelip gövdelerinin  okşamasını.

 

*Hasan Hüseyin Korkmazgil

Önceki makaleGerçekle hayal arasındaki ince çizgi…Masal…
Sonraki makaleKutsal sığınak: Ihlara Vadisi..
LÜTFEN OKUYUN. 3.göz bir kolektif dayanışma platformudur. Patronu olmayan, ticari bir kaygı gütmeyen ve düşünsel içeriklere yer veren bir sitedir. Alıntılarda isim ve adres belirtir ve sitenin özgün içeriklerini kullananlardan da aynı duyarlılığı bekler. Edebi bir dil ve objektif bir yaklaşım ve özgün bir düşünceyi esas alır. Sıra dışı olmayı hedefler. İçeriklerden her yazar kendisi sorumludur. Site basın yayın etik kurallarına, insan hak ve özgürlüklerini belirleyen sözleşmelere uyar, uymayı temel alır. Şeyhmus Çakırtaş Genel Yayın Yönetmeni Twiter : @seyhmuscakirtas