Medine Genç yazdı.

 

Doğduğum mahallede, evlerden yoksulluk akardı, o daracık sokaklara. Çoğu boyasız demir parmaklıklı , pencerelerinde cam yerine naylon geçirilmiş evlerin önünden geçip gitmek , kimi çıkmaz sokak aralarında dolaşmak, eski tahta kapıların demir tokmaklarının soğukluğunda ellerimi gezdirmek bana keyif verirdi.
Sokakta, evlerin içinde her zaman kıpır kıpır bir yaşam vardı. Birbirine gidip gelen çay ve kahve keyfi yapan komşuları, dışarıda başı boş oynayan çocukları, pencerelerde çekirdek çitleyip sevgilisini bekleyen genç kızları ve bu kızlara caka satan bitirim delikanlıları kış bile engelleyemezdi. Hayat, evden eve ,camlardan sokağa akar dururdu. Hep bir vukuat vardı bu mahallede.
Mahallenin en gözde yeri olan dayımın bakkalı ,sokağın başında bir kilit noktasıydı. Az sayıda gazetenin geldiği tek yerdi. Erkekler kahveye, eve gitmeden önce bu küçük ve dağınık bakkala ayak üstüde olsa mutlaka uğrarlardı. Bakkalın içinde her şey üst üste atılmış gibi dururdu. İçeriye ilk girdiğinde masanın üzerindeki iki kefeli terazi, içinde çikolata, çiklet ,şeker olan kutular göze çarpardı. Bu düzensizlik hiç değişmezdi. Kimsenin aldırdığı da olmazdı bu sıkış tıkışlığa.
Dayımın en büyük yardımcısı bendim. Ben üniversiteye gidince bir süre yalnız idare etmek zorun da kaldı. Ama her yaz memlekete döndüğümde soluğu dayımın yanında alırdım.
Başkentteki okul hayatımın ilk yaz tatiliydi. Dayım o gece bakkalın anahtarını bana verdi. İşi olduğunu söyledi. Sabah erken kalktım. Sokağa çıktığım an mis gibi sıcak ekmek kokuları geldi burnuma. Açlıktan karnım zil çalıyordu. Bakkala girer girmez ilk işim küçük tüpün üzerine çaydanlığı koymak oldu. Sebze ve meyve kasalarını dışarı çıkardım. Tezgahın arkasında duran tabureleri de gelecek olan misafirler için köşeye indirdim. Çaydanlıktaki su fokurdamaya başlayınca çayı demledim. Dışarıdaki taburelerden birinin üzerine gazete açtım. Biraz peynir, az zeytin çıkardım. Domates, salatalık koydum bir tabağa, sıcak ekmekle birlikte afiyetle yedim. Müşteri gelmediği zamanlarda yanıma aldığım kitabımı okurdum. O küçücük alanda olmak beni hiç sıkmazdı. Bu benim bir ritüelimdi.
Bir saat sonra dayım geldi. Bana kamyoncu Ali’nin karısının sipariş verdiğini söyledi ,yolda görmüş dayımı. Bir soluk oğlanla gönderiver demiş. Beni hala çocuk sanıyor diye geçti içimden. Dayım siparişleri hazırlayıp poşetleri elime verdi.
– Biliyon mu lan Ayşe’ nin evini , dedi dayım yüzünde garip bir tebessümle. Dayımın imalı bakışlarını anlamamazlıktan geldim.
– Yok , dedim.
Yalan söyledim , oysa aklımdaydı.Sokağın sonundaki evde kalıyordu Ayşe abla. Dik bir yokuşu tırmanmanız gerekirdi oraya gitmek için. On beş yaşıma kadar biz de orda oturduk. Bahçelerimiz bitişikti. Ablam evlenip de başka bir şehre gidene kadar çok sık görürdüm Ayşe ablayı. Ablamın en yakın arkadaşıydı. Çocukları daha küçükken kendisi gelip giderdi bakkala , ablamı sorar ayak üstü muhabbet ederdik. Çocukları bakkala gelecek kadar büyüdüğünde artık görmez olmuştum kendisini.
Dayım bu ismi söylerken gülmüştü ya boşuna değil. Beni bahçedeki ağacın üzerinde Ayşe ablayı gözetlerken çok yakalamıştı.
O dönemlerde mahalledeki en gözde kadındı Ayşe abla. Oldukça neşeli konuşkan herkesin yardımına koşan biriydi. Onsuz kahvenin tadı çıkmaz derdi ablam. Çok güzel fal bakardı. Mahallede üç kadın bir araya gelse mutlaka çağırırlardı onu.

İyiliğinin yanı sıra çok da güzel bir kadındı. Boyu ,posu, yüzü her şeyiyle bir afetti . Mahallenin erkekleri bakışlarını ondan alamazlardı. O dönemde yetişkin muhabbetlerinde çok denk gelmedim ama biz arkadaşlarla bir araya gelince konu bir şekilde döner dolaşır Ayşe abla olurdu. Benim gibi onu mahallede hayal etmeyen ergen yoktu.
Kocasının kendisini çok kıskandığından yakınırdı ablama. Başına belaydı güzelliği ama tek sebep bu değildi, aynı zamanda kendinden çok büyüktü kocası.
“Çarşı pazarda tanımayanlar, kızınız mı dedikleri günün gecesi bana zehir oluyor. “ derdi. Bu kıskançlığı da olmasa uysal biriymiş aslında , öl dese ölürmüş. Boğarmış bu ilgi kendisini. Gece olsun hiç istemezmiş.
Hiç aklımdan çıkmayan bir cümle kurmuştu bir gelişinde , satırı satırına aklımda . Hayallerime malzeme olmuştu uzun yıllar.
“ O iri kıyım gövdesiyle , üzerine sinmiş benzin kokusuyla, derin kuyuya düşüyorum sanki yıllardır bu herifle yatağa girdiğimde. “
Ve ben düşlerimde ,kimi zaman rüyalarımda , kocasının yerine yatakta ,o kuyudan çıkarıp onu çok mutlu ettiğimi hala bile çok net hatırlarım.
Ellerimde poşetlerle o yokuşu çıkarken iki kat terlemiştim. Onca yıl aradan sonra bile onu göreceğim için heyecanlanmıştım. Değişmiş olabilirdi. Belki de şişmanlamış , çirkinleşmişti. Lisede , üniversitede ne zaman birinden hoşlansam veya sevgili olmaya kalsam onun yüzü bir kapı gibi karşımda belirirdi. Kendimi kıyas yaparken bulurdum. Ona en çok benzeyenler ikinci sıraya yerleşebilirlerdi ancak, o benim ilk aşkımdı.
Kapıya geldiğimde poşetleri indirmeden dirseğimle zile bastım. Kapıyı çocuklardan biri açtı . Hayal kırıklığıyla poşetleri vestiyerin üzerine bıraktım. Evde olmadığını düşündüm. Arkamı dönüp çıkmak üzereyken “ Bekle “ diyen sesini duydum. Öylece kaldım. Ne yapacağımı şaşırdım, elim ayağıma dolaştı..Yıllar sonra onu tekrar görecek olmak ürpermeme neden oldu. Kalbim küt küt atıyordu. Bir dakika sonra geldi. Durdu yüzüme baktı. Tanıyamamıştı, şaşkın şaşkın bakıyordu bana. O beni incelerken ben yüzüne donmuş bir şekilde bakakaldım. Sonra büyük bir heyecanla :
– Nasılda büyümüşsün , tıpkı ablana benziyorsun , diyerek bana sarıldı.
O an öleceğimi sandım. Vücudunun bana böyle yakınlaşması, teninin o sıcaklığını hissetmek , kollarında sıkı sıkı kavranmak , bende utançla karışık bir hazza neden oldu. Vücudumun kor gibi yanmaya başladığını, eridiğini hissettim. Kendimi kontrol edemiyordum. Onu arzulamaya başladığımı hissedince kendimi çektim birden, sıyrıldım kollarından. Kızardım ,mahcup olmuştum. Gözünden kaçmadı bu mahcubiyet. Ben yüzünde bir kızgınlık belirtisi beklerken “ seni yaramaz “ der gibi baktı bana. Hiçbir şey söyleyemedim , kafamı önüme eğip hemen kapıya yöneldim. Uzaklaşırken “Gel beklerim mutlaka .” dediğini işittim. Kapıyı arkamdan çekip oradan uzaklaşırken hâla ne kadar güzel olduğunu düşünmeden edemiyordum. Ayşe yıllara meydan okuyordu adeta…

Önceki makaleİRONİ
Sonraki makaleAkdamar Adası.
LÜTFEN OKUYUN. 3.göz bir kolektif dayanışma platformudur. Patronu olmayan, ticari bir kaygı gütmeyen ve düşünsel içeriklere yer veren bir sitedir. Alıntılarda isim ve adres belirtir ve sitenin özgün içeriklerini kullananlardan da aynı duyarlılığı bekler. Edebi bir dil ve objektif bir yaklaşım ve özgün bir düşünceyi esas alır. Sıra dışı olmayı hedefler. İçeriklerden her yazar kendisi sorumludur. Site basın yayın etik kurallarına, insan hak ve özgürlüklerini belirleyen sözleşmelere uyar, uymayı temel alır. Şeyhmus Çakırtaş Genel Yayın Yönetmeni Twiter : @seyhmuscakirtas

1 YORUM