Servet Üstün Akbaba yazdı.

Bekleyeceğim seni, şu karşı tepede, Güneş kuşların kanatlarında ışıldadığında…Birden uyandı derin uykudan, bu sözleri kendisine emenet bırakan kimdi?
Gecenin büyüsü vardır insan üzerinde, zamansız gelir bir çok şey suskunluğuna. Kendi gerçekliğinin kat kat üzerinde anlamlar yüklenerek bilincini kuşatır.
Olması gereken varoluşunun sınırlarını aşarak tüm gövdeyi etkisi altına alır. Bilinci o etki alanından çekip almak sanıldığından da zordur çoğu kez.
Bilince fısıldayan yaşanmışlıkların o koyu gölgeleri alabildiğine aydınlandığında hesap zamanı gelmiştir, gidenlerin gölgeleri silikleşip çürümeye başladığını, susturmaya çalışsanda gerçekleşiyor içinde oluşarak.
Gecenin ormanlık alanına girdiğinde bilincin büyü altında kalıyor.Her varlık kendi varoluş mührünü basıyor ruhunun ince yüzeyine.
Her türlü saçmalığına rağmen akıl oyunları, bir kurgu gerçeklik gibi algılanıp gecenin kollarında debeleniyorsun. Bin bir saçmalık, çatlaktan sızan su gibi gövdene dolmaya başlıyor.
Yakıcı soru o zaman bilince taşınıyor, birden sözcükler ışıltılı gülüşünü içine düşürüveriyor.


Onun gerçekliği senin kurgun, onun varlığı senin sözlerinle kendine yaptığın büyüdür.
İşte o zaman o silikleşir, içindeki devasa anlam güneşin dokunuşları gibi sisi dağıtır, her şey sesiyle, kokusuyla gülümseyiverir.
Ben o tepede kimi bekleyeceğimi biliyorum artık.Likenli taşların binlerce yıllık kadim bilgeliklerine, sabrına içimi okuyacağım.
Uykunun ağırlığıyla , yüzsüz, korkak, silik yüzleri bırakıp gecenin koyu mahzeninde , aydınlık yüzün gülüşüyle uyanacağım.
Seni bekleyeceğim, içimdeki ağıtları susturan kadının oturduğu tepede..