Şeyhmus Çakırtaş yazdı…

Tarih ve fotoğrafa merak salıp, Kürtlerin “Bako” da dediği

Nemrut Dağı’nda bulunan kalıntıları ziyaret etmeyen yoktur sanırım. Yaz aylarında dünyanın değişik bölgelerinden binlerce insan Kommagene Krallığı’nın görkemli kalıntılarını görmeye gelir. Bir zamanlar Torosların görkemli meşe ve çınar ormanlarıyla kaplı en yüksek noktasında inşa edilen göksel taht ya da Temenos/tapınak alanı her ırktan insanın ilgini çeker. Burada  bulunan kalıntıların, dev heykellerin fotoğrafını çeken, güneşin doğuşunu, batışını izleyen, sosyal medyada paylaşan ve bu benzersiz yeri tartışarak eski zamanların mekanını bilinmesini sağlar. Burada Güneş bambaşka doğar ve aynı güzellikte batar. Kalıntıları essiz ve olağanüstüdür.

Çocukluğumda sık sık duyduğum,     havanın açık ve berrak olduğu saatlerde uzaktan çıplak gözle görecek kadar bize yakın olan dağın hikayesini masal anlatıcılarından öğrenmiştim. Doğru ya da yanlış olduğuna bakmadan ve  Nemrud’un inşa ettiği dağın görkemini görmeden zihnimde tasarlamış, bir gün görme umudunu içimde taşımıştım.

Benim burayı merak ettiğimde, Unesco  1987 yılında Nemrut Kalıntılarını Dünya Kültürel Miras Listesine almıştı. İtiraf etmeliyim ki 1990 yılında Nemrut’a gittiğimde bu alanın Dünya Kültürel Miras Listesinde yer aldığını bilmediğim gibi, alanın tarihi öneminden de bir haber yaşıyordum.

Tek merakım fotoğraftı ve bu benzersiz yerin bir kaç kare fotoğrafını çekmek için gidiyordum.DSCF1117.JPG

Bir iki arkadaşla gerçekten zorlu bir yolculuk ve bayağı çetin geçen  tırmanıştan sonra, devasa heykellerin bulunduğu terasa ulaştığımızda nefes nefeseydik. Kah terasın doğu kısmında yapılan heykellere, kah Torosların uçsuz bucaksız görünüşüne izliyor, bir yandan da Mezopotamya’ya hayat veren Fırat Nehri’nin kıvrılarak ip gibi akmasını büyük bir şaşkınlık  ve hayranlık içinde seyrederek çevreyi tanımaya çalışıyorduk.

Hayretler içindeydik.

Anlatıldığı gibi varmış diyorduk kendi kendimize. İlk defa gelen herkes gibi biz de buradaki heykellerin nasıl yapıldığı,  dağın başına nasıl taşındığını düşünerek, hayret içinde kalıyorduk. Devasa heykellerin ağırlığını düşünüyorduk.

Nemrut’un zirvesinde bulunan kalıntıları benim gibi ilk defa ziyaret edenler dağın gizeminden çok, inşa hikayesine takılıyorlardı.

Gerçekten de hayret edilecek bir durum vardı ortada. 2000 bin yıl önce buranın nasıl yapıldığı tam bir muammaydı. Çeşitli varsayımlar söyleniyordu ama hiç biri o yaşlardaki beni ikna etmiyordu.

Tek kelime ile olağanüstü bir yerdeydim. Eski çağların gizemi, dağların serin nefesi ve sanatın olağanüstü gücünün birleştiği masalımsı mekandaydım.

Burası insansı tanrıların taş heykelleriyle donatılmış benzersiz bir yerdi.

O gün deliler gibi gün batımına yakın dağın dört tarafını dolanıp durduk. Ayrıntılardan çok göze çarpan görüntüleri tartıştık, her gördüğümüz heykel ve kabartmaya şaşırıp, kaldık.

Gün batımını seyretmeye başladığımızda uzaklarda Adıyaman belli belirsiz görülmüş, dağlarda biriken sis tabakası güneşin parlaklığını engellemiş, anlatılan kızıllık oluşmamıştı. O gün bir çok insan gibi hayal kırıklığı içinde eve dönmüş, bir kez daha oraya gitmeyi kafama koymuştum.

Sonraki yıllarda bir kaç kez daha gittim ve her gittiğimde yeni bilgilerle döndüm. Beni en çok etkilen ise heykellerin oturtulduğu devesa kayalara kazınan kitabeler oldu.

Ne yazıyordu bilmiyordum.

Ama bu olağanüstü tapınakta bulunanlardan fazlasıyla etkilenmiştim.DSC_8148.JPG

Nemrut, elbette çok önceleri biliniyordu. Özellikle Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bu benzersiz yere Bako yani Rüzgarlı Dağ adının verildiği yaşlılar tarafından anlatılıyordu. Kısa bir süre varlık gösteren, doğu ve batı düşünce dünyasını birleştirip, yeni bir din anlayışı ortaya koymaya çalışan Kommagene Kralları maalesef doğu ve batıdan gelen seferlere uzun süre karşı koyamadılar.

Romalılar buraları ele geçirip, Kommagene Krallığı’na son verdiğinde onlara ait olan tapınakları yerle bir ettiler. En ünlü tapınakları ise Nemrut’un zirvesinde ve gözden ırak olsa gerek ki yıkımdan daha az zararla kurtuldu. Bu yıkım yıllar sürecek bir uyku haline dönecek, insanlık Nemrut Dağı’nda bulunan tapınağı unutacaktı.DSCF1112.JPG

Ta ki bir Alman Mühendis olan Karl Sester, 1881 yılında Mezopotamya’da yol yapım inşaatında çalışırken, yöre halkından duyduğu hikayelere merak salıp, dağın zirvesine tırmanana kadar derin uykusu devam edecekti. Karl Sester, gördüklerini günlüğüne kaydederken çevrede meşe ve çınar ormanlarından bahseder ve dağa yeşillikler içinden gidilen zorlu bir patika yoldan ulaşıldığını ifade eder. Gördükleri karşısında adeta büyülenen ve şaşkına uğrayan Sester, Nemrut Dağı’nda bulunan tapınağın yeniden insanlarla bulaşmasını sağlamasına mihenk taşı olacaktı. Osmanlının ünlü arkeoloğu Osman Hamdi de Sertel’den iki yıl sonra, 1883 yılında Nemrut’a ziyaret gerçekleştirecekti.

Böylelikle Nemrut’ta bulunan eşsiz tapınak hikayesi yeniden küllerinden doğacak ve etkisi dünya geneline yayılmaya başlayacaktı.DSCF1109.JPG

Benim açımdan ise Nemrut fotoğraftı 2003 yılına kadar.  Bakış açım her gittiğimde değişse de, yeni bilgilere ulaşsam da, fotoğrafik yönü hep ilgimi çekti. Ama asıl zihnimi tokatlayan dünyanın en eski Horoskop ‘un burada olduğuna dair haberlerin basına düşmesiyle oldu.

Yıllar önce  dünyanın en eski horoskopunun bulunduğu alanın fotoğrafını çekmiştim ama ne olduğunu da bilmiyordum. Aslan tasviri kabartma ve heykellere bir çok yerde rastladığım için doğrusu çok önemsememiş, aslanlı horoskopun üzerine işlenen yıldız ve hilalin ne anlama geldiğini çözemiyordum.

Bilinen en eski aslanlı horoskop dağın batı terasında yer alıyordu. Bu horoskopun  en önemli özelliği ise üzerinde tasvir edilen ve kum taşına yüksek kabartma tekniği ile resmedilen yıldızların konumuydu.

Hakkında yapılan araştırmalar ve yorumlara önce inanmak istemedim. İddia gerçekten yenilir yutulur cinsinden değildi. 25 bin yılda bir gerçekleşen kozmik olay kum taşına işlenmiş ve aynı hizaya gelen gezegenlerin Helenistik adları da taşa

yazılmış olduğu belirtiliyordu.

” Aslanın üzerinde 16 ışından oluşan 3 adet yıldız vardır ve bunlar MarsMerkür ve Jüpiter gezegenlerini temsil etmekte olduğu sanılmaktadır. Tarihte bilinen en eski horoskoptur. *

Bana göre bu bilgi oldukça olağanüstüydü. Halen konu aydınlatılmaya muhtaç olsa da, bir çok araştırmacı meseleyi aydınlığa kavuşturmuş olduğunu yazmaktadır. Günümüzde coğrafya ve uzay bilimi ile ilgilenen insanların bile zar zor anladığı türden olan bu bilgilere o tarihlerde nasıl ulaşılmış ve hangi amaçla taşa resmedildiği merakımı iyice depreştiriyordu.DSC_8193.JPG

 

Yazıtlardan öğrenildiğine göre, M.Ö. 109 yılının 14 Temmuz günü saat 19.37’de Kral Mithridates taç giymiş ve bu an kum taşına resmedilmiştir.

Bilgi ne kadar doğru bilmiyorum. Ama bir çok kaynak benzer bilgiyi teyit ediyor. Aslanlı horoskopun önümüzdeki 25 bin yıl içinde bir daha görülemeyecek bir canlandırmayı yansıttığı söyleniyor.
“Aslanlı horoskop, 1.75×2.40 metre boyunda ve 0.47 metre kalınlığında bir taş kabartmadır. Sağa doğru yürümekte olan bir aslanı betimler. Aslanın gövdesinde 19 yıldız var ve her yıldız sivri uçlu 8 ışından oluşuyor. Konumlarındaki küçük değişiklikler dışında, bu yıldızlar Eratostenes’in Ephemeris’inde tasvir ettiği Aslan konstelasyonunu (dizilişini) temsil eder. Aslanın boynunda, yeni ayın sembolü hilal var. Hilalin hemen üstünde Regulus (kral) yıldızı parlar. İnsanlık tarihi boyunca Regulus yıldızı krallarla özdeşleştirilmiştir. Aslanın üzerinde de her biri 16 ışından oluşan 3 yıldız görülür. Bunlar yıldız değil, Mars, Merkür ve Jüpiter gezegenleridir. Her birinin üst kısmına Yunanca isimleri kazınmıştır. Aslanlı horoskop, adı geçen göksel cisimlerin bir anlık konumlarını tasvir ediyor. Jüpiter’in yörüngesini tamamlaması için 12, Mars’ın 2 ve Merkür’ün 1 yıla ihtiyacı var. Ay ise yörüngesini 1 ayda tamamlar. Bunlar biliniyor ve bunlardan, horoskoptaki yavaş gezegenler Jüpiter ve Mars’ın yılı, Merkür’ün ayı, ayın da günü gösterdiği ortaya çıkıyor. Sonuç olarak M.Ö. 109 yılının 14 Temmuzundaki diziliş seçilmiş”DSCF1130.JPG

Normal şartlar altında Merkür’ü dünyadan çıplak gözle görmenin mümkün olmadığı bildirilen yazıda ayrıca şu bilgiler yer alıyor:

“Ancak, bu özel günde Merkür güneşten en uzak konumuna ulaştığı için, yeryüzünden kolaylıkla seçilebiliyordu. Güneşin doğuşu ile ayın batışı arasındaki zaman farkı, yaklaşık 17 dakikaydı. Eğer, Ay-Kral yıldızı buluşması dağın tepesinden görülebildiyse bu, ancak çok kısa bir süre için, ayın gerçek yerel saatle 19.37’de batmasından hemen önce olmalıdır. Yani, yıldız ve gezegenlerin Aslanlı horoskopta betimlenmiş konumlarını almalarından sadece birkaç dakika önce. Bu özel ve istisna fenomen sadece dizilişin oluştuğu tarihi değil, aynı zamanda kesin saati de 19.37 olarak hesaplamamıza imkan veriyor ki, bu müthiş şaşırtıcıdır”DSCF1116.JPG

“Bu özel tarih, çok önceden belirlenmiş ve taç giyme töreni için uygun bulunmuştu. Mithridates, taç giydiği günün anısına Aslanlı horoskopu ve tanrıların selamlamasını betimleyen kabartmaları yaptırır. Kralın oğlu Antiochos, babasının yaptırdığı tanrıların tıpatıp heykellerini döktürür. Bunlar; Apollon, Kommagene Tanrıçası, Zeus ve Herakles’tir”**

 

 

Nemrut Dağı’nın zirvesinde inşa edilen kutsal alan, bir tapınaktan öte, adeta  gökyüzünü inceleyen bir gözlem evi tarihin karanlığında süzülerek günümüze ulaşıyor. Dev Tümülüs milyonlarca çakılın yığılmasından bir konik yapı oluşturmuş. Buranın Kral 1.Antiochos ve babasının anıt mezarı olduğu düşünülüyorsa da, halen bu güne kadar herhangi bir iz bulunamamış. Bütün araştırmalara rağmen mezar yeri tespit edilememiş. 1.Antiochos taşlara yazdığı vasiyetinde buraya gömülmek istediğini belirtmiştir.DSCF1131.JPG

Tapınak iki temel teras ve iki de yan terastan oluşuyor. Doğu, batı ve kuzey teraslarında kalıntılar mevcutken, güney terasında herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Özellikle de doğu terası Kommagene Krallığı’nın meramını anlatması açısından önemlidir. Burada dönemin batı ve doğu felsefelerini birbirine yaklaştırılmasını temsil eden, beş devasa tanrı olarak kabul edilenlerin heykelleri yerleştirilmiş ve bir ateş sunağı inşa edilmiş. Sunağın iki yanına da aslan heykelleri yerleştirilmiş. Her heykel, her kabartma ayrı bir olayı, ayrı bir düşünceyi yansıtıyor. Doğu, batı ve kuzey teraslarında inşa edilen heykel ve kabartmaların bir kısmı zaman içinde kayboldular ya da doğa olaylarına dayanamayıp yok oldular.55ea6e73f018fbb8f87f7de3.jpg

Hatta bazı araştırmacılar doğu terasında da bir başka bir horoskoptan bahsederek, Nemrut’un gizini aralamaya çalışıyorlar. Doğu Horoskopu ne ifade ediyor bilinmese de elde edilen parçalardan horoskopun varlığından bahsediliyor.

2003 yılında onarılması için batı terasından alınarak müzeye alınan dünyanın en eski Aslanlı Horoskobu halen yerine konulmadı.

Akıbeti hakkında da net bilgi yok. Bilinen Aslanlı Horoskop’un depoya kaldırıldığı.  Onarılıp, onarılmadığı da pek bilinmiyor.nemrut_old_01.jpg

Oysa Aslanlı Horoskop belki de Nemrut’un gizini günümüze taşıyan taşlardan biri. Diğerlerinden farklı olarak olağanüstü bilgileri yansıtıyor. Tıpkı yazıtlarda Kommagene Tapınaklarını anlatan kitabeler gibi. Aslanlı Horoskop’un yıldızları bir mizansel miydi yoksa çok önceden düşünülerek kazılan bir bilgi midir?

İster mizansel, isterse önceden düşünülen bir olay olsun, o dönemde böylesi bir düşünsel yoğunluk gerçekten ilginç geliyor bana…

 

KAYNAKLAR

 

  • https://tr.wikipedia.org/wiki/Nemrut_Da%C4%9F%C4%B1

** http://nemrud.nl/?lang=tr

 

 

Önceki makaleEylül
Sonraki makaleBağ Bozumu
LÜTFEN OKUYUN. 3.göz bir kolektif dayanışma platformudur. Patronu olmayan, ticari bir kaygı gütmeyen ve düşünsel içeriklere yer veren bir sitedir. Alıntılarda isim ve adres belirtir ve sitenin özgün içeriklerini kullananlardan da aynı duyarlılığı bekler. Edebi bir dil ve objektif bir yaklaşım ve özgün bir düşünceyi esas alır. Sıra dışı olmayı hedefler. İçeriklerden her yazar kendisi sorumludur. Site basın yayın etik kurallarına, insan hak ve özgürlüklerini belirleyen sözleşmelere uyar, uymayı temel alır. Şeyhmus Çakırtaş Genel Yayın Yönetmeni Twiter : @seyhmuscakirtas