Şeyhmus Çakırtaş yazdı…

Hava sıcaklığının 40 dereceye kadar çıktığı öğlen saatlerinde Adıyaman Demirciler Çarşısı sessizliğe gömülerek, sakinliği yaşıyor. Güneş ışınları insanı bunaltacak kadar yakıcı olurken,  havadaki nem miktarı ise insan üzerinde sarsıcı bir ağırlık yaratıyor. Takvimler sonbaharın ilk günlerini gösterse de, yazın bastırma sıcaklığı bunaltıyor insanı. Bu havada bir kaç dakika yürümek bile çok yorucu. Sıcaklık önceki yılların sıcaklığına hiç benzemiyor, nemli ve rahatsız edici. Bu nedenle olacak ki çarşı sakin, çok kimse yok ortalıkta, esnaf kendi başına. Çoğu usta ya dinlenmeye çekilmiş ya da yemek yeme molasında. Tek tük de olsa bir kaç demirci ustası eldeki işlerini bitirmek için çalışıyor.

Oysa hava sıcaklığının normal seyrettiği saatlerde demirciler çarşısı, örste demiri döven çekiç seslerinin armonik ritminde yankılanır. Hatta işlerin yoğun olduğu zamanlarda dükkanlardan yükselen örste patlayan çekiç sesleri o kadar artar ki insanın kulaklarını tırmalar.

Ama bu yıl sıcağın etkisi ve işlerin durgunluğu nedeniyle çarşı kısmi bir sessizliğe gömülmüş, tek tük dükkanda çekiç sesleri var. Hiç bu kadar  sessiz olduğunu görmemiştim. Bunun tek nedeni sıcaklık değil elbette.IMG_20210908_131656.jpg

Bu çarşıyı neredeyse 30 yıldır bilirim. Demirciler, bakırcılar, çulcular, marangoz dükkanları bir arada. Her biri ayrı bir sokakta işini yapıyor olsa da bir aradalar. Eski çarşı bir sanayi sitesi değil ama eski meslekleri ayakta tutan yegane otantik bir çarşı. Burada esnafın çoğu baba mesleğini icra ediyor. Zor ve deneyim gerektiren işler. Her işin, her ustanın apayrı bir hikayesi var. Kimisi daha çocuk yaşta başlamış, kimisi baba mesleği olduğu için emeklemeye başlar başlamaz kendini işin içinde bulmuş. Abartı gibi gelebilir ama gerçekten babadan oğula, toruna geçen mesleklere başlama yaşı düşünülenden daha küçük yaşlarda oluyor. Çünkü özellikle erkek çocuk emeklemeye başlar başlamaz büyükleri tarafından iş yerine getiriliyor. Çoğu dükkan ailenin ekmek teknesi olduğu için bütün aile dükkanda zaman geçirmek durumunda kalıyor. Kimisi işin ucundan tutuyor, kimisi bir bardak su vererek üretime dahil oluyor.IMG_20210908_132439.jpg

Bu tür çarşılar toplumun aynası gibidir. Kentin sosyal dokusunu, düşünce yapısını ve ekonomik durumu hakkında dolaysız bir bilgi verir. Demlik tamir eden dükkanlar, kalaycılık yapan ustalar ve binek hayvanlarına semer dikenler…

Özellikle köylerden buraya, buradan köylere bir akış var.  Görünmez bir mekanizma gibi işliyor. Müşterilerin çoğu tarımla uğraşan köylülerden oluşurken, yoksul kesimden insanlar çoğunlukla demlik  ve benzer mutfak aletlerini tamir için geliyor demirci çarşısına. Bu çarşılar Mezopotamya’nın eski çağlardan gelen mesleklerinin yarınlara aktarıldığı yerler olarak varlığını sürdürüyor. Fabrikalarda üretimi mümkün olmayan bazı alet, edevat buralarda elle yapılıyor ve tarımsal faaliyetlerin süreklilik kazanmasını sağlanıyor.IMG_20210908_132439.jpg

Fabrikasyon ışık hızıyla hayatımıza girse de, demircilerin olmadığı bir hayat düşünemiyorum.  Bazı aletler var ki, sadece burada  insan emeğiyle yapılıyor. İstediğin kadar fabrika olsun, at ile toprağı süren çiftçi tarımsal alet ihtiyacını buradaki dükkanlardan karşılıyor. Bu çarşı küçük ölçekli tarım yapan köylülerin beyni gibi işliyor. Bütün aletleri burada elde yapılıyor, onarılıyor, yenileniyor. Köylerden, dağ yerleşimlerinden buraya her gün onlarca insan geliyor. Bir nevi eski çağdan şimdiki zamana bir koridor kuruluyor.

Çarşı içinde dolaşırken, gözüm dükkanların iç kısmında. Niyetim bir kalaycı ya da bir demirci ustasıyla konuşmak ve fotoğrafları çekmek. Bu nedenle çekiç seslerinin geldiği yöne doğru ilerliyorum.

İşte bu aradığım dükkan. Eski, köhne ve simsiyah ise bulanmış.Fotoğraf için müthiş bir dekor. Kalın taş duvarlar ve kantarma yapılı eski yapı. Dükkanın en arka kısmında tek başına çalışan ustayı görünce çocuklar gibi sevinerek dükkanın içine giriyorum. Selamlaşma ve izin faslından  sonra dükkanın duvarlarında asılı duran demir parçaları, yapılmış aletler gözüme çarpıyor ilk anda.IMG_20210908_131626.jpg

Hacı Yusuf Yıldız 68 yaşında. 12 yaşından beri demircilik yapıyor.  56 yıl, dile kolay 56 yıl. Usta, dükkanın iç kısımlarında  sıcağa rağmen işini devam ettirenlerden. Kocaman gövdesiyle bana Demirci Kawa Efsanesini hatırlatıyor. Demircilik tarihe yön veren bir meslek.  M.Ö 1200 yıllarında insanlar demir madenini eritip, şekillendirmeyi öğrendiklerinde zamanın hızlanacağı, demir aletlerinin giderek tarihin koridorlarını hareketlendireceğini tahmin etmemiş olabilirler ama demiri en çok savunma amaçlı aletlerin yapımında kullandılar.IMG_20210908_132258.jpg

Demir Çağından önceki dönemlerde de demir bilinmesine rağmen, işlenmesi ve yaygın hale gelmesi ancak M.Ö 1200 yıllarında mümkün oluyor. Bakır ve tunçtan farklı olarak demir kısa sürede yeryüzünde dolaşıma girerek, hem stratejik bir maden, hem de  bir ticaret aracına dönerek, döneme damgasını vuruyor. Demir madeninden yapılan silahlar, tarım aletleri neolitik çağda başlayan nüfus artışının ihtiyaçlarını karşılayarak, yaşamın merkezine oturtulmuş ve en temel toplumsal dönüşümü yapan bir maden olmuştur.

Yusuf Usta,  kor ateşine dönen demir levhayı çekiçle dövüp, şekil vermeye başlayınca, zihnimde tarihsel olaylar akıyor, demirin insan hayatını nasıl değiştirdiğini, toplumların birbirlerine hakimiyet savaşında demir madeninin ne kadar etkili olduğunu her çekiç inişinde zihnimde kıvılcımlar çakıyor. Çekiç indikçe demir şekilleniyor, demir şekillendikçe çekiç şahlanıyor ve tarihsel süreç gözlerimin önünde canlanıyor.

Semsur yani Adıyamanlı Usta dile kolay 56 yıldır demircilik yapıyor. Harlanan ateşin yaydığı ısı ve ışık yüzünü aydınlatmış, alnında biriken ter gözlerinin kırışıklıklarından süzülerek, yanaklarına iniyor. Sırtı, göğsü sırılsıklam.  Yılların ustası, kamyon makası olarak bilinen eski demir levhaları, yüksek ısıda kor haline getirmeden ocağın başından ayrılmıyor. Ocak demiri kor haline getirecek kadar sıcak ve parlak bir ışık yayıyor. Demirin eridiği yüksek ısının, harlanan ateşin karşısında, yılların ustası dayanıyor, erime pahasına demire şekil veriyor. Atıl, paslı demiri daha sağlam bir tarım aletine dönüştürüyor.eyhmusakrtafoto1.jpg

Yarım asırlık demir makas sürekli körüklenen ateşin rengine döndüğünde, Usta büyük bir dikkatle demir parçasını ateşten yine demirden bir maşa ile çıkarıp su bidonuna daldırıyor. Kor haline gelen demir suyla buluştuğunda hemen kızıllığını kaybetmiyor. Cız sesiyle birlikte,  suyun içinde bile kızıllığını koruyarak, buhar çıkarmaya ve metal yanığı kokusu yayarak suya tezat bir görüntü oluşturmaya devam ediyor. Usta bir dakika gibi kısa sürede kor haline getirdiği demir levhayı suda soğutarak, daha da sertleşmesini sağlıyor ve örsün üzerinde bir kaç çekiç darbesiyle kendi istediği şekle gelmesi için dövmeye başlıyor. Soğuyan demir şekil almasa da çekicin darbelerinden az da olsa bükülüyor. Yılların ustası, elindeki demir levhayı dövme işini bırakarak ocakta harlanan ateşe yeniden bırakıyor. Ateş öylesine parlak, öylesine kızıl bir renk yayıyor ki, ustanın yüzü kıpkızıl kesiliyor. Ocak eski taş duvarlı dükkanın arka tarafında olduğu için ortam karanlık. Zaten demir isi bütün duvarları siyaha boyamış. Bu nedenle dükkanın arka tarafı karanlık. Gerçi ustaya hiç karanlık gibi gelmiyor. İstediği parçayı, istediği aleti gözleri kapalı buluyor hemen.eyhmusakrtafoto.jpg

Yarım metreden biraz uzun ve 15 cm genişliği, 4 cm kalınlığı olan eski oto makası yeniden kor haline gelene kadar ateş harlanıyor, zaman zaman bir avuç linyit kömürle desteklenerek, demir parçasının iyice korlaşması sağlanıyor. Artık demirin yeni şekil alma zamanı geldiği görülüyor. Eski , paslı demirin önceki halinden eser yok. Ateşte kıpkızıl bir kütle haline dönüyor. Demir maşa ile örs üzerinde dövüldükçe şekilleniyor ve yeni bir  alete dönme yolculuğunu sürdürüyor.IMG_20210908_132445.jpg

Yusuf Usta bir eliyle kor haline gelen demir parçası tutarken, diğer eliyle de çekicini kullanmaya başlıyor. Yılların deneyimli ustası, kocaman elleriyle işini müthiş bir düzen içinde yaparak, eski çağların atmosferini dükkanında yaşatıyor.

Demir örsün üzerinde duran demir parçasına , çekiçle bir ovallık vermeye, bir ucunu sivriltmeye çalışıyor. Çekiç indikçe kor halinde demir parçası eziliyor, ezildikçe kızıllaşan rengini kaybetmeye başlıyor. Ard arda inen çekiç darbelerinden sonra belli bir şekle gelmese de, işlem başlamış oluyor. Usta demiri tekrar ocakta harlanan linyit kömürün içine sokmadan suya daldırıyor. Sonra bir daha kor haline gelmesi için ocağa bırakıyor. Daha sonra yeniden kor halindeyken dövmeye, su da soğutmaya ve yeniden ateşte kor haline getirmeye bırakıyor.IMG_20210908_131202.jpg

Bu işlem hem demirin sertleşmesini sağlıyor, hem de soğumasını.  Şekillenmesi ise yılların birikim ve deneyimine bağlı. Kor halinde demir, ustanın ellerinde istediği şekle dönüşüyor. Demir ateşte yumuşuyor, sertliğini kaybediyor, çekiçle şekilleniyor ve suda yeniden daha sert bir hal alıyor.

Çeliğe su vermek sanırım bu olsa gerek. Yeniden ateşte kor haline gelene kadar bekleyen usta, bir yandan da terini eliyle siliyor ve başka demir parçalarının ateşte kor haline gelmesi için ocağa bırakıyor.

Yusuf Usta demircilik için ne okula gitmiş, ne de kursa. Yıllarca ustalarından öğrendiği bilgi ve deneyim sayesinde  sert demir parçalarına hamura şekil verir gibi şekil vermiş, değişik değişik aletler yapmış.

Bir an tarihin tünelinden geriye doğru akan yolculukta eski demir ustaları gözlerimde beliriyor, aradaki zaman ve mekan farkına rağmen aynı yöntemlerle işin yürüdüğünü görüyorum. 3200 yıla yakın bir zamandır demirin insan eliyle işlenmesi, şekillendirilmesi sürerken, demir çağı tarihin derinliklerinde kalsa da, etkisi ve gücü sürüyor…eyhmusakrtafoto2.jpg

İnsan demiri yumuşatıyor, demir ise toprağı  ve toplumları çözüyor. Demir insan hayatını değiştiriyor, dönüştürüyor ama aynı zamanda en öldürücü bir silaha dönüşerek yeryüzünü de yaşanılmaz kılıyor.

Yusuf Usta’nın dükkanından ayrılmadan torunu ile örste demir dövmesine tanıklık ederek, ayrılıyorum. Torunu da Yusuf Usta’nın demirciliğe başlama yaşında. Adı ise Yigit.

Zihnimde eski çağların kaotik düzeni, demirciler çarşısından çıkarak Semsur’un sokaklarında kendimi kaybolmaya bırakıyorum…

 

 

Önceki makaleMavi Vurgun-5
Sonraki makaleOKUL AÇILDI AMA(!)
LÜTFEN OKUYUN. 3.göz bir kolektif dayanışma platformudur. Patronu olmayan, ticari bir kaygı gütmeyen ve düşünsel içeriklere yer veren bir sitedir. Alıntılarda isim ve adres belirtir ve sitenin özgün içeriklerini kullananlardan da aynı duyarlılığı bekler. Edebi bir dil ve objektif bir yaklaşım ve özgün bir düşünceyi esas alır. Sıra dışı olmayı hedefler. İçeriklerden her yazar kendisi sorumludur. Site basın yayın etik kurallarına, insan hak ve özgürlüklerini belirleyen sözleşmelere uyar, uymayı temel alır. Şeyhmus Çakırtaş Genel Yayın Yönetmeni Twiter : @seyhmuscakirtas