Bilal Oğuz yazdı…
Geceleri yaktıkları çoban ateşinin etrafına oturur üzerine tartışıp konuşacakları bir konu seçer geç saatlere kadar seçtikleri konu üzerine hararetle tartışır sohbet ederlerdi.
Ilık bir sonbahar gecesiydi.. Gökyüzü silme yıldızlarla doluydu. Berrak sonbahar gecelerin de yıldızların seyrine doyum olmaz…Gelgelelim çoban ateşi etrafına kümelenmiş olan grup, yıldızlı gecenin romantizmiyle pek alakalı değildi. Onlar, kendilerince daha önemli konu ve fikirlerle alakalıydılar. İstemeyerek doğdukları bu köhne Dünyayı daha yaşanılır bir yer yapabilme umudu ve düşleriyle bir aradaydılar.
Çoban ateşinin olmazsa olmazlarından biri ateşin üzerinde isli çaydanlıkta pişen kaçak çay idi. Köz de pişen çay, sohbete hem tat, hem de dem katardı.. Çaylar doldurulup dağıtılınca içlerinden birisi hemen ‘’arkadaşlar bu günkü tartışma ya da sohbet konumuz ne olsun?’’ diye sorardı.


O gün de adet olduğu üzere çayları doldurup dağıttıktan sonra ‘’arkadaşlar benim önerim, bugün ki sohbet ve tartışma konumuz insan ruhu üzerine olsun ’’dedi çayları dağıtan.’ ’Ne diyorsunuz?’’ diye sordu. Guruba o gün yeni katılmış Hoca (öğretmendi sanırım) ‘’Arkadaşlar konu üzerine sohbete başlamadan önce ben size bir şey söylemek istiyorum ‘’dedi. Herkes sustu Hoca ya baktı. Öneriyi yapan ‘’buyurun söyleyin Hoca’’dedi. Hoca ‘’arkadaşlar bir şey söyleyeceğim ama bana gülersiniz diye söyleyemiyorum’’ Diğeri tekrar ‘’buyurun Hoca söyleyin gülünecek bir şey değilse niye gülelim ‘’diye ekledi. Hoca, ’’biliyorsunuz dün gece boyunca buraya gelmek için yol yürüdüm beni buraya getiren arkadaş ile;yolda yürürken ben bir ara uyudum sanırım. ’’Diğeri’’ilahi! Hoca hepimiz birileriyle yolda yürürken bazan uyuyoruz. Hem bu iyi geliyor ve dinlendiriyor insanı’’diye cevap verdi.Belliki Hoca bu cevabı beklemiyordu. Biraz şaşkın ‘’ilginç!’’dedi.’’Yani siz de yürürken uyuyor musunuz?’’diye sordu.’’Evet’’diye cevap vererek, ekledi diğeri ‘’Mesela ben önümde yürüyen arkadaşın sadece ayaklarını izleyerek yürür ve uyurum. Bu çok da iyi gelir ve zihnim de dinlenir.’’ Hoca başka bir şey daha söylemek için kıvranıyordu.. Nihayet ‘’ya! Arkadaşlar ama ben rüya da gördüm ‘’deyince, herkes kahkahalarla gülmeye başladı. Diğeri,’’arkadaşlar bunun neresi komik? Uyuyan insan rüyada görür’’ diyerek çıkıştı gülenlere.
Bu arada közün üstünde iyice demini alan çaydan ikinci bardaklar dolduruldu.-Çay tiryakileri bilir ikinci çayların tadı ve lazzeti başka olur.-Yıldızlar gurubun sohbetine dahil olmak için daha da yaklaşmışlardı yeryüzüne sanki.. Tam dorukta oldukları için ona mı öyle gelmişti yoksa…Ova da bulunan kasabanın ışıkları da dans ediyorlardı adeta. Gökyüzünde parlayan yıldızların yanında yine de sönük kalıyorlardı ama. Uzaklardan bir Puhu kuşunun sesi geliyordu zaman zaman. .Hu hu,hu hu…
Bir müsameredeymiş gibi ’’insan ruhu’’ konusunu tartışmaya başladılar. Tartıştıkları konu yüzyıllardır Felsefe nin temel sorunu olarak tartışılan bir konuydu. Kendileri de biliyordu böyle ağır bir konuyu burada saatler içinde çözüp açıklığa kavuşturamayacaklarını ama önemli olan bunu kendi aralarında konuşup tartışmaktı…
Büyük çoğunluk ‘’Ruh’’diye bir şeyin olmadığı fikrindeydi…
İdealizm, Materyalizm, Hegel, Marx, Spinoza isimleri ve kavramları havada uçuştu saatlerce.Zaman zaman hararet yükseliyordu. Bazısı el kol hareketleriyle havada birilerini dövüyordu adeta. Bazıları biteviye ellerindeki çubuklarla korları karıştırıp duruyor, kafasındaki soruların cevaplarını korların arasında arıyordu sanki…
Kimisi kürsü de ders anlatır edasında.. Dinleyenler, her kelime ve cümleyi yüzyılların susuzluğuyla içmeye çalışır gibi kulaklarını vermiş dinliyorlardı…
Tanrım!!Genç insanların içinde yaşadıkları Çağı ve Dünyayı entelektüel düzlemde tartışmanın keyfini ve hazını başka ne verebilirki…
Gece ilerlemiş,yanan korlar küle dönmüştü.Korların küle dönüşmesiyle tartışmanın harareti de düşmüştü.Yine bir sonuca varamamışlardı.Konu gelip ruh(bilinç)mi temeldir,Maddemi temeldir?noktasın da tıkanıp kalmıştı.
Hiç birisi ‘’ruh’’u metafizik bir kavram olduğu için kabul etmek istemiyordu.Nasıl ‘’kaderi’’ kabul etmedikleri gibi.(Bir önceki gece de ‘’kaderi’’tartışmışlardı.)
Oysa çoğunun inanmadığı ‘’Ruh’’u sonsuza dek yaralı kaldı.Ve çoğunlukla ‘’kaderlerinin’’kendilerine çizdiği yolda yürüdüler ya da öldüler…
İlya Ehrenburg yıllar öncesinden ne güzel ifade etmişti onları:
Hayatın keyfini çıkarabilirdik biz de
Ama bizim kaderimiz başka
Ölmek istedik biz
Duyabilmek için
Doğan güneşi karşılayan
Horozun sesini…
Her şafakta Horozların sesinde onların ruhları gülümser bize gökyüzünden…