12 Eylül günlerine dair küçük bir hikaye
BİZ SANKİ İNSAN DEĞİLİZ
Bilal Oğuz yazdı…
Koridorun sonuna doğru volta atan Salih ve Afat, koğuşun kapısına gelince sessizleşiyor koğuştan gelen seslere kulak kabartıyorlardı..
Küçük koğuşun kapısının hemen yanında ranzası olan Müteahhit arkadaş yanındakilere; ‘’ya Salih abi! Ahmet hocam! Bu nasıl bir iş?Günde üç-dört defa elbise ve çamaşırlarımı değiştiriyorum yine de kurtulamıyorum şu lanet böcekten..’’
Bu sözleri duyan Salih,zafer kazanmış edasıyla hızla voltasını dönüp anlaşılmaz bir şekilde mırıldanarak tik haline getirdiği cümlesini tekrarladı..’’biz sanki insan değiliz.’’Eylemlerinin(!) başarıya ulaştığının verdiği gönül rahatlığıyla,koğuşun kapısından korıdorun sonuna doğru voltalarını atmaya devam ettiler…
On iki eylül seksen darbesi günleriydi..Onbinlerce aydın,akademisyen,öğretmen,öğrenci,işçi ve köylü askeri ve sivil cezaevlerine doldurulmuştu.Bütün ceza ve tevkif evleri tıklım tıklım dolu idi.Böyle balıkistifi dolu cezaevlerinden biri de Antep 5.Zırhlı Tugayı Askeri cezaevi idi.Altmiş kişi kapasiteli Askeri cezaevinde üç yüz civarında tutuklu kalıyordu.
Askeri Cezaevi dediğimiz şimdiki E tipi,F tipi,H tipi,L tipi (alfabe de harf kalmadı.Cezaevleri konusunda nasıl gelişmiş bir toplumuz.Bakınız..)gibi yüksek güvenlikli cezaevlerine hem yapı ve mimari olarak,hem de yaşam koşulları bakımından benzemiyordu.Dış kapısı beton bir bahçeye açılıyordu.Bahçeden içeriye cezaevini birbaştan diğer başa uzanan koridorun girişindeki demir mazgal kapıdan girilirdi.Girişte kapının hemen sağında küçük bir idare odası vardı.İdare odası ile tutukluların kaldığı bölümün arasında yine demir mazgallı bir kapı daha bulunurdu.Koridorun hemen girişinde sağda küçük bir mutfak vardı. (mutfak dediğimizde sadece bulaşıkların yıkanmasında kullanılan küçük bir odaydı.) Yemekler askeriyeden karavana olarak gelir,önce buraya konulur,sırayla oturan tutukluların tabağına kepçe ile doldurulurdu.Bildiğiniz askeri nizamda.Mutfağın bitişiğindeki yemekhanenin bitiminde,hiçbir zaman suları akmayan bir banyo bulunurdu.Banyo dediğimiz de betondan yapılmış birkaç duş kabini ve tuvaletlerdi.Koridorun solunda ise iki tane büyük,iki tane küçük yatakhane olarak kullanılan koğuşlar vardı.
Yatakhane olarak kullanılan koğuşlardaki ranza sayısı tutukluların yarısına bile yetmeyen bir sayıdaydı.Her yatağı genellikle iki tutuklunun paylaşmasına rağmen yine de yetmiyordu.Koridora serilen battaniyelerin üzerinde yatardı çoğu tutuklu.(koridorda çekilen halaylar ve söylenen türküler bir başka coşkuluydu ama..Ah gençlik..!)Bir siyah beyaz bir veya daha fazla kişi görseli olabilir
Televizyon,Radyo ve kitap yasaktı.Dışarıdan yiyecek vb.getirmek ve satınalmak yasaktı.En ciddi sorun su sorunuydu.Bırak duş almayı,bulaşık yıkamaya ve içmeye bile su olmuyordu çoğunlukla.Ağustos sıcağında beş-on saat ya bir bardak su Ya da bunu bile içemeden geçiren tutuklular oluyordu.İki kova su ile ikiyüz kişinin yemek yediği tabaklar yıkanırdı.Tabakların durulandığı sabunlu suyu bile dayanamayıp içenler olurdu.
Su sorunundan dolayı ortaya cikan bir problem daha vardı ki,diğer bütün yaşamsal sorunları geride bırakıyordu.Bit sorunu…Evet evet bildiğimiz (ya da bilmediğiniz) o küçük beyaz böcekler.Hiç bir tutuklunun o böceklerden kurtulma şansı olmuyordu.Ne kadar rahatsız edici ve iğrenç olduğunu ancak yaşayanlar bilir…
Tutuklular içinde kimler yoktu ki…Avukat,Doktor,Mühendis,Mütahit,İmam,Öğretmen,Tiyatrocu,Müzisyen,Esnaf,Örenci,İşçi,Köylü…Yaşlı genç…Yani her meslek ve sınıftan insanın,bitlenme konusunda eşitlendiği(!) bir toplumsallık.
Bazıları bu ‘’eşitiği’’ bozmak istiyordu doğallıkla.Yani kendilerini bu bit salgınından azade tutmak istiyorlardı.Tabii bu mümkün olmuyordu genellikle.Bunlardan birisi de hali vakti yerinde olan bir müteahhit arkadaşımız idi.O günün koşullarına göre epey zengindi. (Kadere bakın,içinde tutsak bulunduğu yapının müteahhitliğini de kendisi yapmıştı.)
Görüşçü ziyaretleri hafta da birgün idi. Haftada bir kez ziyaretçilerin getirdiği temiz çamaşırlar verilir, kirliler gönderilirdi. Müteahhit arkadaşımız bir yolunu bulmuş, haftaarası da fazladan çamaşırı içeriye alıyordu.(Hakkını yemeyelim bu arkadaşımızın,fazladan getirdiği çamaşırlarla birlikte birkaçtane de roman sokmuştu içeriye. Zola’ nın Germinal ini onun sayesinde okumuştum ilk kez.)Herkesin çamaşırları poşet ya da torba içinde verilirken,onunkileri devasa bir bavul içinde verilirdi. Yani herkese göre imtiyazlıydı bu arkadaşımız. Bazan günde üç-dört defa elbise ve çamaşırlarını değiştirerek bitten korunmaya çalışıyordu.
Bu davranışı bazı arkadaşlarımız ‘’eşitliğe’’karşı bir durum olarak kabul ediliyordu.🙂
Devrimci çocuklardık(!) neticede…Eşitsizliğin her türüne başkaldırıp isyan ettiğimiz için buralardaydık.Şimdi birinin bu konuda kendini imtiyazlı konuma getirmesine göz yumamazdık:)
Ah!!Şu anda ikisi de aramızda olmayan tatlı ve sevimli hafiyelerimiz Salih ve Afat…Heryeri,herköşeyi ve herkesi gözetleyen ve ceplerinden çıkardıkları küçük not defterine not eden acemi ve afat hafiyelerimiz.En ele-avuca sığmayan,en asi olanlarımız…
Mütahit arkadaşın malum ‘’eşitliği bozma’’ teşebbüsü onlarında gözünden kaçmamıştı tabii.Bu duruma açıktan itiraz edecek argüman da bulamayınca,kendi ‘’yöntemleriyle’’bu duruma müdahale etmeye karar vermişler…
Büyük koğuşun en dipte bulunan ranzasına oturmuş iç çamaşırlarıyla uğraşıyordu ikisi de.Ellerinde boş bir kibrit kutusu,çamaşırlarının dikiş yerlerine birikmiş bitleri özenle,incitmeden toplayıp boş kibrit kutusuna dolduruyorlardı.Yeterli miktarda biti kibrit kutusuna koyduktan sonra,kimseye farkettirmeden götürüp mütahit arkadaşın yatağına boca ediyorlardı.
Volta attığı yerden hala mırıldanıp duruyordu Salih.Her mırıldanmanın sonunda da ‘’biz sanki insan değiliz’’ deyip duruyordu…
Önceki makaleKara Tren hüzün taşır…
Sonraki makaleMavi Vurgun-5
LÜTFEN OKUYUN. 3.göz bir kolektif dayanışma platformudur. Patronu olmayan, ticari bir kaygı gütmeyen ve düşünsel içeriklere yer veren bir sitedir. Alıntılarda isim ve adres belirtir ve sitenin özgün içeriklerini kullananlardan da aynı duyarlılığı bekler. Edebi bir dil ve objektif bir yaklaşım ve özgün bir düşünceyi esas alır. Sıra dışı olmayı hedefler. İçeriklerden her yazar kendisi sorumludur. Site basın yayın etik kurallarına, insan hak ve özgürlüklerini belirleyen sözleşmelere uyar, uymayı temel alır. Şeyhmus Çakırtaş Genel Yayın Yönetmeni Twiter : @seyhmuscakirtas