Servet Üstün Akbaba yazdı.

Son demler, uzaktan gelen yerleşik kuşların  sesleri, sararmış yaprakların hışırtıları, serin güney rüzgarının dokunuşları.. Artık Güz.

Sınır boylarında kötü politikaların her türlü bedelini ödeyen yersiz ve yurtsuzlaştırılmış insanların akıbetlerini düşünüyorum. Ülkeler, şehirler .okullar .mahalleler  ,evler  ve bilmedikleri diller arasına savrulan milyonları geçen  insanlar .Ortadoğu siyasetinin kötü atmosferinde kaçan yüzbinlerce mülteci ,ülkelerinin her türlü korkunç vahşetinden kaçıp dünya da sığınacak yer arıyorlar .Sınır boylarında devletlerin kirli politikalarının bedelini ödüyorlar . Gittikleri her yerin  yersiz ve yurtsuzları gibi  dolanıp duruyorlar. Her türlü ayrımcılığın ,insan hakları ve özgürlüklerinin ihlaline maruz kalarak, yaşadıkları yer yerde bunu ağırlığını hissediyorlar. En kötüsü de ,ana dilleri çalınmış, nefessiz bırakılmış  yurdundan   sürgün olmaları .Gittikleri yerlerin dilsizleri ,halk deyimiyle dili kesilmişleri .Acıyı çeken ama o acıyı ifade etme gücünden yoksun bırakılmışlıkları.

Terry Eagleton’un William Shakespeare adlı kitabını okuyorum ;imgesel anlamda zihin ve çağrışım gücü yüksek yazılar içeriyor .Ve ana dipnot düşüyor :

Kral Richard, Bolingbroke’u sürgüne mahkûm ettiğinde onun ana dilini çalar, “nefesini” ve dilini vücudundan koparıp alır ve onu ifade gücünden yoksun bir ceset gibi bırakır:

‘’Artık kırk yıldır konuştuğum anadilimi,

İngilizceyi unutmam gerek:

Artık dilimin bana telsiz bir kaman, bir harp… kadar yararı yok.

Dilimi ağzıma, dişlerimin ve dudaklarımın ardına hapsettiniz.’’  der sürgünde iken Bolingbroke. Bir insan anavatanının ikliminden koparılması, dilinin nefesinin kesilmesidir. Kral Richard  , Bolingbroke’u sürgüne mahkum , onun vücudunu  ve dilini ancak ölümün ayırabileceği kadar etkili bir biçimde birbirinden ayırır.

Tuhaf biçimde merhamete gelen Kral Richard, sürgüne yolladığı Bolingbroke’u affeder.

Bolingbrok söyle yazar,

‘’Bir küçük sözcük ne de uzun bir süre içermekte!

Dört zorlu kış ve dört güzelim bahar

Bir sözcükle uçuverdi: İşte böyledir kralın nefesi.’’

Bolingbroke  kralın nefesini ironik  dille eleştiriyor. Bu topraklardan giden binlerde siyasi mülteci kaç zorlu kışı ve güzelim baharları uzaklarda yaşayacak.  Kralların nefesi hep güçlü müdür ?Böyle bir şey olmayacağı kesin ! Yurdundan sürgün insanlar bir gün mutlaka yılgınlığa düşmeden yarına bir geçitle varacaklar. Sonsuza kadar bir şey kalmıyor. Zamanın  acımasız dalgaları yontup her şeyi yutuyor .Serin gece, ölü kelebeklerin son şarkılarını söylüyor yapraklar. Terry Eagleton, kelimelerin ışığına dokunuyor dudaklarıyla; damağında sözcüklerin tadı. Şiirin kanatlarından boşluğa uçuyor her şey ; ölümsüzlüğü şiire bağışlıyor. Zamanın rengi raks ediyor karanlığın zerreciklerinde sufi bir esirmeyle. Bir sürgünün tüm anılarını toplayıp aydınlığın diline  döküyor hüzünle . Sözcükleri acımasız politik  gerçekliklerden koparmayıp binlerce sürgünün  ruhuyla  boyuyorum yalnızlığımı. Ve Murathan Mungan’nın dediği gibi ;’’Dağılsak da göç yollarında/Yarın bizim bütün dünya’’

 

Önceki makaleDola Qulinga ve Bingöl’ün Yüzen Adaları
Sonraki makaleMavi Vurgun 11
LÜTFEN OKUYUN. 3.göz bir kolektif dayanışma platformudur. Patronu olmayan, ticari bir kaygı gütmeyen ve düşünsel içeriklere yer veren bir sitedir. Alıntılarda isim ve adres belirtir ve sitenin özgün içeriklerini kullananlardan da aynı duyarlılığı bekler. Edebi bir dil ve objektif bir yaklaşım ve özgün bir düşünceyi esas alır. Sıra dışı olmayı hedefler. İçeriklerden her yazar kendisi sorumludur. Site basın yayın etik kurallarına, insan hak ve özgürlüklerini belirleyen sözleşmelere uyar, uymayı temel alır. Şeyhmus Çakırtaş Genel Yayın Yönetmeni Twiter : @seyhmuscakirtas