Müslüm Üzülmez yazdı. 

 

Misbah Hicri 27 Kasım 2020’de aramızdan ayrıldı. Değerli arkadaşımı yâd etmek için daha önceleri yazdığım iki kitabına dair iki yazımı izninizle paylaşmak istiyorum. Aşağıda “Efsaneler ve Gerçekler” kitabına dair yazdığım yazıyı ekliyorum, haftaya da kısmet olursa “Coğrafya Kaderdir” kitabına dair yazımı. Selam ve sevgiler.

Uğuldayan rüzgârın buz tutmuş camlara savurarak vurduğu kar tanelerinin insanın içini ürperttiği soğuk gecelerde sıcak soba başındaki anlatıcıların sesinde yankılanan masallar ve efsaneler çocukluğumuzda bizlerin yaşamına renk katardı. Gecenin karanlığında bir parlayıp bir sönen yıldızlar gibi dünyamızı aydınlatır, bizleri hayali güzel bir yolculuğa çıkarırdı.

 

Anlatılan bu efsanelerde mutlaka anlatılmak istenen bir şeyler olurdu; anlatılanlardan herkes kendi payına düşeni alırdı. Efsaneler zaten anlatılmak için vardır. Tabi anlatım için de dinleyicilerin olması gerekir. Anlatılan, anlatıcı ve dinleyici üçlemesi gerçekleştiğinde efsanelerin büyüsü gerçekleşir; nesiller boyu aktarımı sonucu yeniden kendisini var ederek tarihteki yolculuğu devam etmiş olurdu.

 

Babam ve Zelo Nenemiyi masal ve efsane anlatıcılarıydı. “İnsanın içine doğru açılan engin bir coğrafyaya” bazen sakin, bazen sabırlı, bazen de coşkuyla hafızalarında kayıtlı olanları anlatırlardı. Bizler de kerpiç ve kargır karışımı basit yapılı evimizintek odasında kalabalık bir şekilde oturarak can kulağıyla, bıkmadan dinlerdik. Anlatıma başlandığında yeni bir şey duymanın heyecanıyla pür dikkat kesilir, gözlerimizi konuşanın dudaklarından, hal ve hareketlerinden ayırmazdık. “Söz sözü açar, sırası geldiğinde ‘vakti zamanında’ deyip başlanırdı söze; o zaman ki hiç bilinmez, dün kadar yakın, bin yıl kadar uzak. O yer ki yanı başımızda kalkıp yürüyecek kadar yakın, hiç görmeyeceğimiz uzak bir diyarda yaşanmıştır”.(Efsaneler ve Gerçekler, s.385.)

 

Efsaneler çok inatçıdır.Kaybolmaz. Unutulmaz. Kalıcıdır. Ama süreç içersinde anlatılar eksiltilir veya çoğaltılır, sonuçta değişir ve kendine has bir özellik kazanır. Özünü yitirmeden kendisini yeniden üretir. Geçmişin sesi, rengi ve çağrısı olarak dinleyicilerinhafızalarına kazınır. Yaşamın ızdıraplarına karşı, direnen insanları umutlandırmak için imdada yetişir. 1961 Nobel ödüllü Yugoslav yazar IvoAndric, bu nedenle olacak ki, tarihçilerin “yalanlar gerçeği”nin altında yatanları tanımlaması gerektiğini savunur. “Bir insanın veya kültürün yalanları, abartıları, süslemeleri tamamen yaratma ve düzmece olsa da rastgele değildir”.Bilgisel varsayımları açığa çıkartırlar. “Kolektif kimlik veya kendini tanımaya hizmet ettikleri oranda, yeni bir gerçek veya gerçek haline gelen bir şeyler yaratırlar” demektedir.

 

Esasenefsanelerin en belirgin huyu, üstü örtülen ya da yok denilen tarihi olayları, şahısları, yaşanmışlıkları yeniden hayata döndürmesidir. Efsaneler ve Gerçekler kitabında olduğu gibi efsanelerle kör kuyulardan saklı tarihi bile çıkartır.

 

Misbah Hicri,Efsaneler ve Gerçekler adlıçalışmasında Urfa’yı temel almış, ama özellikle de Kürtlerin yaşadığı bölgeyle bütünleşmeyi uygun bulmuştur.Eser edebi bir dil ve güzel bir kurguyla kaleme alınmış, yer yer eski çocukluk günlerindeki anılarını efsanelerin başlangıç kısmına serpiştirerek efsaneleri tatlandırmıştır. Anlatılan efsaneleri yazarken de çoğu kez eleştirel yaklaşmış, efsanelerinkökenine sadık kalınırken mekânları, kavramları, sözcükleri ve olayın geçtiği zaman dilimini sorgulamaya çalışmıştır. Ve anlatırken bazen efsaneyi olduğu gibi vermiş, bazen de kaynaklara dayanarak belgelemeye çalışmıştır. “Gerçeklerle yüzleşme adına tarihin derinliğinden saklı kitaplar ve yasaklı dillerden süzülen gerçekleri bulup yazmaya gayret” etmiştir. (Efsaneler ve Gerçekler, s.24.)

 

Yerinden, yurdundan sürülmüş; dilinden, aşından ve aşkından alıkonulmuş insanların varoluşlarını okumaktayız anlatılan bu efsanelerde.

 

Her efsanenin bir coğrafyası, bazen de ortak coğrafyası vardır.Mezopotamya efsanelerin ortak,ana coğrafyasıdır. Bu nedenle, Efsaneler ve Gerçekler kitabında yer alan efsaneler evrenin yaratılışıyla başlamış, Hz. Âdem ve Havva ile insanın dünyaya ayak basmasıyla da hem yaşam ve hem de efsaneler renklenmiştir. Sonrasında Nuh Tufanı, Gılgamış Destanı, Hz. İbrahim ve Nemrut’un mücadelesi, Hz. Eyyub’un dertlerle sınanması.. Tarihi mekânlar, yatırlar, türbeler ve bunların neden ziyaret edildiği konusundaki efsaneler… Göksel (ay ve yıldız) efsaneler… Coğrafik (dağ, mağara, kuyu, göl, dere, ırmak, pınar vb.) efsaneler… Hayvanlara (kuş, keklik, yılan vb.) dair efsaneler…birbirkitaptaki yerlerini almış.

 

Kayıt altına alınmayan her olay, anlatı, yaşanmışlık bir hafıza kaybıdır.Efsaneler, tarihin sözlü halidir. Tarihten gelip hayatımıza sızan sözün sihirli gücüdür. Zamanın akışında sonsuzluğa akıştır. Anlatıcılar ömürlerini tamamladığında veda edip gider, ama efsaneler hep yaşar. Yazıya dökülenler ise ölümsüzleşir. Misbah Hicri Kürt coğrafyasında söylene gelen efsaneleri derleyip yazıya dökerek onları ölümsüzleştirdiği, Efsaneler ve Gerçekleradlı kitabını bizlere armağan ettiği için övgüyü hak ediyor.

 

Teşekkürler arkadaşım. Ellerine sağlık.“Hafızalarda sımsıcak duran masalları, efsaneleri Kürtçe yazmasak bile o kokuyu hissedebilene ne mutlu!” (9 Eylül 2013)

 

 

Künyesi:

Misbah Hicri, Efsaneler ve Gerçekler, Pak Ajans Yayıncılık, 2013-İstanbul. 391 sayfa.

 

 

Önceki makaleDüşünmenin Düşünülmesi
Sonraki makaleZamansız ölümler kervanı ve Tahir Elçi
LÜTFEN OKUYUN. 3.göz bir kolektif dayanışma platformudur. Patronu olmayan, ticari bir kaygı gütmeyen ve düşünsel içeriklere yer veren bir sitedir. Alıntılarda isim ve adres belirtir ve sitenin özgün içeriklerini kullananlardan da aynı duyarlılığı bekler. Edebi bir dil ve objektif bir yaklaşım ve özgün bir düşünceyi esas alır. Sıra dışı olmayı hedefler. İçeriklerden her yazar kendisi sorumludur. Site basın yayın etik kurallarına, insan hak ve özgürlüklerini belirleyen sözleşmelere uyar, uymayı temel alır. Şeyhmus Çakırtaş Genel Yayın Yönetmeni Twiter : @seyhmuscakirtas