İmkan Naci Tarhan yazdı.

Bayram dendiği zaman, yüzümde mutlu ve hüzünlü bir ifade oluşuyor.
Bana bayram çocukken yaşadığım mutluluğu beli bir yaştan sonra tatlı bir telaşı hatırlıyor .

Sabah erkenden leğene konulan kirecin üzerine dökülen suyla heyecan başlardı, biz de bir yandan odalar boşaltırken, bir yandan yatakların yüzlerini sökerdik.

Bahçedeki sedirin üzerinde sererdik yatakları havalandırmak için.Ablam başlardı badanaya, bizler iki kişi yatakların yüzlerini bol tursili suya çoktan basmış olurduk, beyazları fırça sesleri boş odadan gelen akustik sesler eşliğinde ablam hem konuşur, hem de özenle bulaştırmamak için direklerin ( mag) kenarlarına ustaca kullanırdı badana fırçasını.Bir kat, ikinci kattan sonra mis gibi kireç kokusu yayılırdı bahçeye …Görüntünün olası içeriği: yiyecek

Bu arada mutfakta çay demlenmiş, biberler közlenmiş, peynir, salatalık domates sininin üzerine yerleştirilmişti bile, bahçeye serilen kilimin üzerine oturmuş, ekmeğin gelmesini bekliyorduk.Annem bahçede oturur, bizleri izlerdi, biz kalabalıktık, beş bacıydık. Anneme bırakmazdık hiç bir ev işini, sıcak ekmeğin gelmesiyle başlardık kahvaltıya bardaklara dolan çayın kokusu alır, götürürdü bütün yorgunluğunuzu.

Gelen komşular da katılırdı bu çay keyfine, sohbet derinleşmiş yerini kahkahalara bırakırdı.Suda bekletilen çamaşırlar sakız gibi olmuştur artık. Sıra evin üstüne çamaşırları sermeye gelmişti, annemin bir sözü vardı. “Çamaşırı deliye yıkatın, akıllıya serdirin.” diye benim için çok anlamlı bir sözdü, özenin, dikkat edin, serdiğiniz çamaşıra derdi.Hala her çamaşır astığımda mandal renklerine bile dikkat ederim.Hepsi aynı ve eşit aralıklarla sererim, görüntü muhteşem, mis gibi kokan çamaşırların kokusu komşuya kadar giderdi .Fotoğraf açıklaması yok.

Badana çoktan bitmiş kurumasını beklerken, bahçemiz çok büyüktü.İki tane halı çoktan ıslatılmış elinde fırçayla ablam başlamıştı bile yıkamaya. Halı işi en kolay olanıydı, kuruması biraz uzun sürüyordu,camları kapıları silmek en zevk aldığım ev işiydi.Bu ince temizlikten sonra kuruyan odaya, en önce bahçede bir yerden dikilen yorgan döşekler sırayla yüklüğe özenle yerleştirirdik, mis gibi kokardı evin içi.Yedekte olan halılar serilirdi odalara, akşama doğru annem, ‘kızlar yemek ne yapıyorsunuz’ derdi evde o gün ne malzeme varsa o pişirilirdi.Genelde tava yapılırdı,Siverekli kadınların can kurtaran yemeği diyorum tava için, yarım saate yemek senden çıkıyor, fırıncıya devir ediliyor,yavaş yavaş yorgunluk kendini göstermeye başlıyordu, çay hazır gelin sesiyle dinlenme molası verirdik.Annem hep derdi çok bir günde hepsini yapmayın ama kim dinlerdi, komşuların hepsinde aynı telaş devam ederdi gün boyu, akşam olmuş sokakta çocukların sesleri gelirdi.Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, oturuyor

Babam bütün gün eve gelmezdi,biz temizlik yaptığımızda bahçe çoktan yıkanmış, kilimler serilmiş, babam için hazırlık başlamıştı bile, gene yormuşsunuz kendinizi demesiyle biterdi yorgunluğumuz.ilk kim gidip ceketini şapkasını alırsa öperdi başından sıcacık şefkatle sarılırdı oturmadan. Önce elini yüzünü ayaklarını yıkar,çiçeklerimizi sular, gelin artık derdi oturun, yeter bu gün gene çok iş yapmışsınız derdi.Mutfakta akşam yemeği için hazırlık çoktan başlamış, kapının çalınmasıyla fırından gelen mis gibi kokan ekmek ve tavayı alırdık çocuktan herkes sofrada yerini almış olurdu.

Yemekten sonra içilen çayla gece devam ederdi kulunçe için annem çoktan hazırlık yapmış, gelin yoğurun bu hamuru derdi. Annemin gözetiminde her sene tekrar tekrar yoğurulan hamur yoğurulur, mayalanması beklenirdi. Teyzemin oglu verdiği saate hazırlar gönderirdik, külünçeleri fırına, oda pişirir, eve gönderirdi.

Odaya serdiğimiz büyük sofranın üzerine tek tek sererdik, soğusunlar diye nar gibi kızarmış külünçeleri sabah erkenden toplardık. Arife günü kahvaltıda külünçe olurdu, peynirle çay sevdiğim lezzetlerden biri ama o tadı alamıyorum artık.Biz bayrama böyle hazırlanırdık, şimdi neden bu heyecan tat yok bilemiyorum ama ben her bayram öncesi bu duyguyu hep yaşıyorum. Tabi ki değişen hayat şartları kaybettiklerimizin verdiği hüzünle bu duyguyu, bu tempoda hiç bir zaman yaşamayacağız ama kendimi yamacında buluyorum bu özlemin hep,bayram denildiği zaman.

Önceki makaleMAYININ KISITLADIĞI HAYAT:
Sonraki makaleİki zıt komşu…
LÜTFEN OKUYUN. 3.göz bir kolektif dayanışma platformudur. Patronu olmayan, ticari bir kaygı gütmeyen ve düşünsel içeriklere yer veren bir sitedir. Alıntılarda isim ve adres belirtir ve sitenin özgün içeriklerini kullananlardan da aynı duyarlılığı bekler. Edebi bir dil ve objektif bir yaklaşım ve özgün bir düşünceyi esas alır. Sıra dışı olmayı hedefler. İçeriklerden her yazar kendisi sorumludur. Site basın yayın etik kurallarına, insan hak ve özgürlüklerini belirleyen sözleşmelere uyar, uymayı temel alır. Şeyhmus Çakırtaş Genel Yayın Yönetmeni Twiter : @seyhmuscakirtas