Kemal Siyahhan yazdı.

Bu gün resimleri karıştırırken çok gerilere gittim. Yetmişli yıllar Güneydoğunun birçok yerinde kap kacak leğen ve kazanların tümü bakırdandı. Her yıl bunlar kalaycıya gider gümüş gibi parlatılarak eve getirilirdi. Bakır kaptan yemek yemek, ayran içmek, bulgur ve üzüm suyundan pekmez ve bulamaç kaynatmak için kalaylı kazanlara ihtiyaç duyulurdu. Hatta sürahiler, daha aklıma gelmeyen kevgir bakraç gibi ihtiyaçlar da bakırdan ve kalaylıydı. Sonraları küçük küçük zücaciye dükkanları açıldı bakırın yerini alüminyum, melamin denilen sertleştirilmiş ne olduğunu bilmediğimiz malzemeler dışında plastik aldı. Değişim başlamıştı, her yıl daha az bakırdan olan kapkacağı kalaylamaya götürmeye başlamıştık. Kalaycılar yavaş yavaş azalmaya başladı. Bir evin zenginliğini anlatan bu tür malzemeler yerini değer etmeyen kapkacağa bıraktı. Günümüzde Güneydoğu’nun birçok şehrinde tek tük kalan kalaycıların birçoğu turistlere bir iki parça satmanın telaşı içine girdi.
Ve kaç yıl önce Gaziantep’e gittiğimde bir kalaycı görünce durup uzun uzun baktım, beni müşteri zannetmişti. Oysa bakır bir tabakta kıymalı yumurtanın kokusun aldığımı nereden bilebilirdi.
Önceki makaleMavi Vurgun 12
Sonraki makaleHüznün Başkenti: SONBAHAR!
LÜTFEN OKUYUN. 3.göz bir kolektif dayanışma platformudur. Patronu olmayan, ticari bir kaygı gütmeyen ve düşünsel içeriklere yer veren bir sitedir. Alıntılarda isim ve adres belirtir ve sitenin özgün içeriklerini kullananlardan da aynı duyarlılığı bekler. Edebi bir dil ve objektif bir yaklaşım ve özgün bir düşünceyi esas alır. Sıra dışı olmayı hedefler. İçeriklerden her yazar kendisi sorumludur. Site basın yayın etik kurallarına, insan hak ve özgürlüklerini belirleyen sözleşmelere uyar, uymayı temel alır. Şeyhmus Çakırtaş Genel Yayın Yönetmeni Twiter : @seyhmuscakirtas