Servet Üstün Akbaba yazdı.

Rüzgar kesildi .Ay ışığı korkusuzca dokunuyor nehirdeki yüzüne. Uzaktan gelen boşluğun sesi içime benziyor .Beni çağırıyor ayın kanatlarının gölgesi. Gidip gelen dalgalar gibi önümde duran fotoğrafın çığlıkları. Başkalarının bakışlarındaki acıyı  hissediyorum  .Yüreğimi isyanla acıya teslim ediyorum , ama  ne fayda. Şükrü Erbaş şiirinde ’’Gövdemde çiçeklenen ne varsa ,kalbimizde yaprak dökmektedir aynı anda. ’diyordu. Zamanın nemli  rüzgarı ,gizlenmiş bir kımıltı gibi döküyordu acıları tepemden aşağı.

Ay şehrin üstünde ,ağaçların dalları ışığı kokluyor. Karşıdaki komşumun ışığı sararmış yaprakların teninde yaralı kelebeklere dönüşüyor. Gerçeğin hüzünlü ve sert biçimi  ışığın arkasına saklanarak hıçkırıyor. Ağır başlı rüzgar hakikati geçiriyordu içinden ve gecenin görünmez kıyısında bir yaprak toprağın serinliğine düşüyor.

Yol boş .Ölüm tek kelime etmeden fısıldıyor zaman kuruntusunun kulağına. Dünya uykuya dalmış; ışık ve yalnızlığın arasında yaşamın hilesini ruhumuza giydirmek isteyenlere karşı  zihin savaşı veriyorum. Diyeceklerim vardı , çıkarı için gökyüzünden çağrı bekleyenlere! Dostlukların arkasına gizli saklı içimizin yalnızlığı var .Siyaset duvarının arkasında boyalı yüzünü yıkıyorlar. Kibir ,iktidar ve riya korkunç bir dalga gibi uzanıyor insanların yürek kıyılarına ve insanların ahlakını canavar gibi  yutuyor. Konuştukça hakikat yitimiyle birbirine yabancılaşıyor insanlar ve birbirine çöl oluyor .Hiçe benziyor konuştukları ,yalnızlığın tarifini bırakıyorlardı birbirlerine .Yokluğun o ıssız nakşı dillerinde ,her şeye açık zehirli bir koku .Hiç bir dönem bu kadar kalın duvarlar örmedi insanlar ,her şey bu kadar değersizleşmedi. Güven duygusu hiçbir dönem bu kadar salgın gibi insanların ruhuna sinmedi. Bozulmayan bir şey kalmadı.

Siyah boşluğa baktım pencereden. Hüzün duvar örüyor loş ışıkların titreyişinde. Dünya ile aramızda bu duvar yükseliyor. Gidiyor her şey vakitsiz. Müzik hicrete götürüyor. Kimsenin kimseyi yakından görmediği karanlık bir gecede ,tarifsiz bir boşluk mühürlüyor ruh atlasını.

Dalgalanıp duruyor insanların aklı bu karmaşada . Bu dünyaya ait olmadığımıza dair içsel sezgiler ruhun kıyılarına vuruyor. Sonra birden her şey hakikatin kıyısına çekilerek durgunlaşıyor. Bütün coğrafyanın yükü gelip omuzlarımıza keder, çocukluğumuz bir savaşın heybesinde tarihin dipnotu oluyor. Gideceği yolu yitirmek bu coğrafyanın suskunlukları gibidir. Hep aynı başlangıçların sessizliği, varoluşun anlaşılmaz dili oluyor.

Her şeye geç kalmış bir toplumun bireyi olmanın varoluşsal ağrıları her gün daha çok büyüyor içimizde. İçime, kirli sözlerin ayaklarıyla gelmeye çalışanları kirli nehirlerine bırakıyorum o  kadar konuksever değilim. Şimdi gece ağır tortusuyla iniyor yeryüzüne. Düş baz bir bulutun peşine düşecek kadar serseri içimi sözcüklerin amfora mühürlü küplerine koyup, kendi hicretime gidiyorum.

Hiç bir uzaklık benim kadar eski değildir. Açıyorum  pencereyi dünyanın sonsuzluğuna. Kapatıyorum gözlerimi. Saf sessizliğin dalgasıyla ayın kanatları ve ışığın kolları sarıyor.

 

Servet Üstün Akbaba

Önceki makaleKardeşime Gece Gelen Şiir
Sonraki makaleBir Adana Güncesi…
LÜTFEN OKUYUN. 3.göz bir kolektif dayanışma platformudur. Patronu olmayan, ticari bir kaygı gütmeyen ve düşünsel içeriklere yer veren bir sitedir. Alıntılarda isim ve adres belirtir ve sitenin özgün içeriklerini kullananlardan da aynı duyarlılığı bekler. Edebi bir dil ve objektif bir yaklaşım ve özgün bir düşünceyi esas alır. Sıra dışı olmayı hedefler. İçeriklerden her yazar kendisi sorumludur. Site basın yayın etik kurallarına, insan hak ve özgürlüklerini belirleyen sözleşmelere uyar, uymayı temel alır. Şeyhmus Çakırtaş Genel Yayın Yönetmeni Twiter : @seyhmuscakirtas